30 Mart 2008 Pazar

HANGİ CİNS KÖPEK SEÇMELİYİM?




1. Hangi Irk? : Bu konu hiçte hafife alınmayacak kadar çok önemlidir. Hangi ırkı alacağımızı, kendi kişilik yapımız ve aile yapımızla uyumluluğu son derece iyi etüd edilerek karar verilmelidir. “101 DALMACYALI” filminden dolayı ülkemizde, bu ırka karşı yüksek bir sempati oluşmuş, yüksek rakamlar ödenerek satılan bu ırk,ırk özellikleri araştırılmadan alındığı için kişisel ve aile yapımıza uymadığından dolayı sokaklara insafsızca terk edilmişlerdir. Günümüzde bu sorularımızın cevaplarını rahatlıkla bulabileceğimiz internet siteleri bulunmaktadır. Ayrıntılı bilgi için “Köpek ırkları ve özellikleri” bölümüne bakabilirsiniz…
2. Köpeğin Yaşı : Genelde hepimiz haklı olarak sahiplenmeyi düşündüğümüz köpeğin yavru olmasını arzularız. Tabii ki de haklıyız. 7-8 haftalıkken alınmış bir yavru, bizim istediğimiz kriterlerde karakter yapılanmasına çok rahatlıkla cevap verir. Ama şu konuda göz ardı edilmemelidir ki, iyi eğitim almış bir yetişkin köpekte ihtiyaçlarımız doğrultusunda alınabilir.
3. Köpeğin Cinsiyeti : Bu konu ne zaman gündeme gelse çoğunlukla, yavru köpeğin erkek olması kararı hemen verilir. Cinsiyet seçiminde ön yargılı davranmadan, köpeğin cinsiyete bağlı davranış özelliklerini göz ardı etmeden karar vermeliyiz.

YAVRU KÖPEĞİN TABİİ TUTULMASI GEREKEN TESTLER :

Köpeğimizin fiziki ve huy özellikleri bakımından ileri ki dönemlerde üzücü olaylar yaşamamak için tabii tutmamız gereken testler vardır…Her ne kadar bu testler köpeğin ilerleyen yaşlarında sosyal veya anti sosyal karakterini de belirleyebileceği gibi ilk etapta fiziki hatalarının olup olmadığını görmemiz gerekir. Bu testlerdeki hedefimiz yavru köpeğin kör veya sağır olup olmadıklarını anlamamız için hazırlanmış basit tekniklerdir.

Görme : Yavru köpeğe rahatlıkla fark edebileceği büyüklükte, üzerinde özellikle ana renklerin hakim olduğu (bir bez parçası olabilir) cismi, köpeğin göz hizasında sağa sola doğru sallayarak gözle takip yapıp yapmadığını gözleyerek, köpeğin görsel bir probleminin olup olmadığını anlayabiliriz…

İşitme : Köpeğin ilk etapta görmeyeceği bir cismi, (bir metal parçası olabilir…) sert bir zemine bırakarak çıkardığı sese karşı yavru köpeğin vereceği fiziki tepkiyi takip ederek sağır olup olmadığını çok basitçe anlayabiliriz

KÖPEK EĞİTİM YÖNTEMLERİ


öğretim yöntemlerini anlatmaya başlamadan önce, özellikle tekrar vurgulamak istediğim bir konu var. Köpek eğitimine başlamadan önce, eğitmeyi düşündüğünüz köpeğinizin ırk, karakter ve cinsiyet özelliklerini iyi bilmeniz ve bu bilginizi, köpek eğitim bilginiz ile sabır, hoşgörü ve çare buluculuk yetenekleriniz ile birleştirerek köpeğinize eğitimi sistemli bir şekilde yüklemeniz gerekmektedir. Bu konulara azami dikkat gösterdiğiniz takdirde, mükemmel derecede eğitilmiş bir köpeğiniz olacaktır.
ÖDÜLLENDİRME
1.Sözlü Ödül : Köpeğimizin doğru yaptığı hareketler karşısında O'nun anlayacağı yumuşak ve teşvik edici söylenecek söz (ÖR.: aferin oğlum, güzel, good girl...gibi).

2.Fiziki Ödül : Yine köpeğimizin yaptığı doğru bir hareket veya verilen komuta uyması durumunda, köpeğimizin sevilmesinden hoşlanacağı bir bölgesine elimizle kısa süreli sevmek (ÖR.:Boyun altı...).

3.Yiyecek Ödülü : Köpeğimizin doğru bir hareketi yapması durumunda verilebilecek bir yiyecek maddesi. Bu ödül programı ihtisas eğitimlerinde (ağır görev köpekleri eğitimi) yaşlı ve inatçı köpeklerin eğitiminde kullanılmalıdır. Köpeğimizin ileriye dönük yemeğe olan hassasiyetini artıracağından ve dilenme huyunu alışkanlık haline getirebileceğinden normal eğitimlerde kesinlikle uygulanmamalıdır.

Ödül programlarının doğru zamanda uygulanması, köpeğin eğitiminde ki başarısında hayati önem taşır. Köpeklerimizin ırk ve karakter özelliklerine göre uygulamamız gereken ödül programlarının zamanlaması ile ilgili uygulanacak ödül zamanlamalarının (değişken aralıklı, sabit aralıklı...gibi), mantıklı bir şekilde ayarlamamız gerekir.

KÖPEK EĞİTİMİ


Köpeklerimizin itaat eğitimlerine ideal başlama yaşı 5 nci ayıdır. 5 aylık olmuş bir yavru köpeğin insan yaşı ve zekası ile, 12 yaşındaki bir çocuğun yaşına eşit bulunmaktadır (whiteley 1996). Toplumda 1 köpek yaşının 7 insan yaşına eşit olduğu bilinmekte, Lakin bu kıyaslama genel anlamdadır. Köpekler 1 yaşına kadar çok hızlı büyüme ve gelişme sürecindedir. Aşağıdaki tabloyu incelediğinizde köpeğin ilk dönemlerinin insana oranla çok yüksek olduğunu göreceksiniz. Bazı yanlış bilgilendirme ve yönlendirmeler ile köpek sahibini, köpeğin itaat eğitimine başlaması veya eğitim görmesi için kennels'a bırakması için 1 veya 1,5 yaşın en doğru olduğu iddia edilir. Eğitimin isminden de anlaşılacağı gibi itaat eğitimine 5 aydan itibaren başlanmalıdır. İnsan ile kıyasladığımız zaman 1 veya 1,5 yaşına ulaşmış köpek 15 veya 20 insan yaşına eşit olduğundan, 20 yaşındaki bir çocuğun ilk öğretime başlaması gibi bir olay ortaya çıkmaktadır.
Hepimizin ilköğretimden, üniversite yıllarımıza kadar olan öğrencilik hayatımızı hatırladığımızda hocalarımızın bizlere yaklaşımı ve konu öğretim yöntemlerini hatırlayıp, bazı hocalarımızdan dersleri severek ilgi ile takip edip nasıl kolay öğrendiğimizi, bazı derslerde ise zil saatine endeksli kronometre çalıştırdığımızı hatırlarız. Eğitici, eğitmeye çalıştığı köpeği de aynı kendi öğrenim dönemlerinde olduğu şekilde yaklaşarak, O nun eğitimi esnasında strese girmesini engelleyecek konuların eğitimi ve köpeğin hafızasından uzun dönemler taze kalmasını sağlayacak ödül programları ile takviyeli (itaat ve hafif görev eğitimlerinde kesinlikle yiyecek ödül programı kullanılmamalıdır.) eğitim uygulanmalıdır. Eğitimin, iletişim olduğunu ve köpeklerimizin eğitim sonunda birer pilli robot olmayacaklarını unutmayalım. Özellikle eğitimine başladığımız köpeğimizin, ırk özelliklerini her zaman göz önünde bulunduralım. Bir chow chow ırkı ile, bir golden retriver ırkının eğitimleri aynı ödül programı ile olmayacağı gibi, eğitim süreleri de ırk özelliklerinden dolayı farklı olacaktır. Bizler ailemizi ve sevdiklerimizi nasıl anlayarak onları ve kendimizi mutlu ediyorsak, Köpeğimiz de tek dünyası olan bizleri anladığı ve kendini anlatabildiği zaman mutlu olacaktır.

"Bizimle birlikte yaşayan Pekingess ırkı 7 yaşındaki köpeğimiz, akşam yemeğinden yaklaşık 2 saat sonra, yıllardır yanından ayırmadığı oyuncak köpeğini yatağından alarak salona, bizlerle 10-15 dk. oynamak için getirir. O köpeğini getirdiği zaman 10-15 dk. kadar oyuncak köpeği ve kendisi ile tüm aile oynamaya çalışırız. Oyunun başlama zamanını ve bitim zamanını kesinlikle kendisi belirler, oyun isteği bitip yorulduğu an, oyuncak köpeğini ağzına alarak yatağına götürür. Huzurlu ve mutlu bir şekilde başını oyuncak köpeğine yaslayıp kıvrılarak uyur." Burada anlatmaya çalıştığım örnekli konu, Biz köpeğimizin oyun başlama saatine ve oyun bitim saatine saygı gösterip, O' nu anlayarak O'nun mutlu olmasını ve dolayısı ilede bizim mutlu olmamızı sağlıyoruz.

Köpeğimizin yemek, oyun, istirahat, gezinti ve tuvalet gibi alışkanlıklar edinirken, zamanlama olayını bizim ve ailemizin muntazaman uygulayabileceği zaman dilimleri içinde özen gösterip sürekliliğini sağlamalıyız. Unutmayın ki, köpeklerin psikolojisi, biz insanlara göre daha istikrarlı ve daha oturmuş durumdadır (Ör.: Onlar sigara ve alkol kullanmazlar, intihar etmezler, kendine zarar vermezler...).

ARAÇ LASTİKLERİ KONUSUNDA TEKNİK BİLGİLER



Lastiklerinizden daha yüksek performans alabilmeniz için bilinmesi gereken ayrıntıları lütfen dikkatlice okuyup mümkün olduğunca uygulamaya çalışın.
LASTİK NEDİR?
Üstün bir teknoloji ürünü olan lastik, aracın zeminle tek temas noktasıdır. Bu temas noktasının alanı, her lastik için bir kartpostal büyüklüğündedir. Lastik çeşitli işlevlerini yerine getirmek için, işte bu birkaç santimetre karelik alanla yetinmek zorundadır. Lastiğin en önemli işlevlerini ise şöyle sıralayabiliriz:
Taşımak: Aracı ve tüm yükünü taşımak, ama aynı zamanda kalkış ve fren anında ortaya çıkan büyük yük transferine mukavemet göstermek.
Aktarmak: Fren yapıldığında ve viraj alırken motorun gerekli gücünü aktarmak.
Yönlendirmek: Yolun durumu ve iklim şartları ne olursa olsun, aracı büyük bir emniyetle yönlendirmek.
Pürüzlerin etkisini azaltmak: Şoförün ve yolcuların konforunu sağlamak, aracın uzun ömürlü olması için yolun pürüzlerinin etkisini azaltmak.
Uzun ömürlü olmak: Performansını milyonlarca lastik devri boyunca en üst düzeyde tutmak için uzun ömürlü olmak.Lastiklerinizin bütün özelliklerinden en iyi şekilde faydalanmanız için bu broşürdeki bilgi ve önerileri dikkatlice okumanızı tavsiye ederiz.

Lastik aracın zeminle temas noktasıdır.
Bir lastik üzerindeki bilgiler nasıl okunur ?
1 ) "Bib", aşınma göstergesinin yerini belirler. (Bibendum: Michelin'in sembolik lastik adamı)
2 ) Lastiğin deseni : MXV3A
3 ) Tescilli Marka
4 ) Lastiğin eni = l 85mm
5 ) Lastiğin serisi (H/S %55]
6 ) Lastik konstrüksiyonu: R (Radyal)
7 ) Jant çapı 15 inç
8 ) Lastik başına 487 kg 9) Hız kodu: (V= 240km/h) 10 ) Şambrelsiz lastik: Tubeless

l - Lastiğin değiştirilme zamanını gösteren "bibendum"
2-Lastiğin deseni (MXV3A)
3-marka - MICHELIN
4 - Lastiğin kesit genisjiği(l 95 mm)
5 - Lastiğin serisi (H/S Q/o55)
6 - Yapı (R: Radyal)'
7 - Jant çapı (15 inç)
8 - Yük endeksi (83)
9 - Hız kodu (V=240km/h)
10-Tubeless lastik
AZAMI HIZ KODLARI
M: 160 km/h Q: 160 km/h R: 170 km/h S: 180 km/h T: 190 km/h H: 210 km/h V: 240 km/h Z: 240 km/h üzerindeki hızlar W: 270 km/h Y: 300 km/h

UYGUN ŞİŞİRİN
Azami performans sağlamak ve kendi emniyetiniz için lastiklerinizi uygun şişirin.
Lastiklerinizin basıncını, stepneniz de dahil olmak üzere/ kontrol edin.Normal şartlar altında, lastiklerinizin basıncı düzenli olarak düşer.

Lastiklerinizin, basıncı onbeş günde bir, soğukken, yani, aracınızı kullandıktan en az bir saat veya düşük hızda iki üç kilometre kullandıktan sonra, kontrol edilmelidir.Araç seyir halindeyken, lastiklerin basıncı artar, bu nedenle kesinlikle, yeni durdurulmuş olan bir aracın lastiklerini indirmeyin. Sıcak lastiklerin basıncının, soğuk haldeki basınçtan en az 4 psi daha fazla olduğunu unutmayın.
Lastikleri fazla şişirmeniz gereken durumlar: Yüksek hızda uzun bir yol yapmanız gerekiyorsa veya aracınızın yükü fazlaysa, lastiklerinizin basıncını arttırmanızda yarar vardır.
Bunun için, araç üreticisinin tavsiye ettiği yüklü veya uzunyol basınçlarını kullanınız. Araç üreticisinin basınç tavsiyesini kapı içlerinde, bagaj kapağının içindeki etiketlerde veya aracın el kitabında bulabilirsiniz.

Yeterince şişirilmemiş lastikler: Yeterince şişirilmediklerinde lastiklerinizin kenarlarına normalden fazla yük biner; bu da lastik karkasının gereğinden fazla yorulmasına, darbelere karşı daha kırılgan olmasına, lastiklerin ısısının artmasına ve anormal bir aşınmaya neden olur.Bunun sonucu olarak, lastiklerinizin maruz kaldığı telafi edilmez zarar, anında veya daha sonra lastiğin patlamasına neden olur.
Her yolculuktan önce ve sonra, lastiklerinizin basıncını kontrol edin.Lastiklerin basıncı düştüğünde, nedenin bulunması ve gerekiyorsa lastiğin tamiri için muhakkak bir lastik tamircisine başvurulması gerekmektedir.
Sübap: Lastik için hayati önemi olan bu parça her yeni lastik değişiminde mutlaka değişmelidir.
Sübap kapağı:Görünürde lüzumsuz bir ayrıntı gibi görünüyorsa da, lastiğinizin hava kaçırmaması için çok önemli bir unsurdur. Lastiklerin her basınç kontrolünden sonra, temizlenerek yerine takılmalıdır.
Karavan veya tekne çeken araçlar...
Bu özel hallerde, römorkun aracın yükünü arttırdığı unutulmamalıdır. Dolayısıyla aracınızın arka lastiklerinin basıncının arttırılması gerekmektedir.Daha fazla bilgi için Michelin bayilerine başvurabilir, bu konudaki uzmanlığımıza güvenebilirsiniz.

ÖZEN GÖSTERİN,LASTİĞİNİZİN ÖMRÜ UZASIN
Lastikleriniz, performanslarından hiçbir şey kaybetmemeleri için, düzenli olarak ve her uzun yoldan önce muhakkak kontrol edilmelidir.Şu akıldan çıkarılmamalıdır ki, bakım, aracın genel durumu, kullanma tarzı ve yolların durumu, lastiklerin ömrünü büyük ölçüde etkiler.Belli bir hızdan itibaren ortaya çıkan titreşimleri önlemek için, balans ayarını bir uzman yapmalıdır, zira bu işlem, teknik bilgi ve özel cihazlar gerektirmektedir.

Lastiklerinizin aşınmasını ve ömrünü etkileyen faktörler:
Aracın özellikleri (ağırlık, güç, ...), yolların güzergahı (düz, virajlı), yol kaplaması (düzgün satıh, bozuk satıh), aracın mekanik durumu (ön rot ayarı, arka rot ayarı, amortisör ve frenlerin durumu ...), kullanma tarzı (ani kalkış,kazık fren, viraj alış hızı...), sürat (lastikler, düz yolda, 120 km/h'lik bir süratte, 70 km/h süratte olduğundan iki misli daha çok aşınırlar.),ortam sıcaklığı.Lastiklerin basıncı eğer gerekli düzeyde değilse, lastikler daha çabuk ve düzensiz şekilde aşınırlar. Bundan başka istek dışı meydana gelen darbeler de (kaldırıma vurma, yol üzerindeki çukurlar) aracın mekanik bazı aksam ayarının bozulmasına veya tahribatına neden olabileceği gibi lastiklerin içten hasar görmesine de neden olabilir; bu hasarın sonuçları, bazen çok sonra ortaya çıkabilir. Lastiklerinizin düzenli kontrol edilmesi sayesinde, hataları (anormal aşınma, basınç düşmesi...) belirleyebilir ve zamanında önlemini alabilirsiniz. Lastiğin kalitesini koruyabilmek için, en ufak bir şüpheniz olduğunda, sürüş konforunuz ve emniyetiniz için bir Michelin uzmanına danışın.
LASTİKLERİNİZİN AŞINMASINI YAKINDAN İZLEYİN.
Lastiklerinizin dişini (desenini) kontrol ederek aşınmalarını izleyebilirsiniz.Lastik deseni, özellikle ıslak zeminde çok önemli bir emniyet faktörüdür.Bütün lastiklerde l .6 mm kalınlığında bir aşınma göstergesi bulunur.Michelin lastiklerinde bu gösterge, lastiğin yan omuzunda bulunan Bib (Michelin'in lastik adamı) ile belirtilmiştir.Lastiklerinizin aşınma derecesini saptamak için bu göstergeye bakmanız yeterlidir. Lastikleriniz yasal aşınma sınırına gelmemiş olsalar bile, lastiğinizin su boşaltma hızı aşınma ile azalmış olacaktır.
AKILLI SECİM, HUZURLU SÜRÜŞ
Aracınızın orjinal lastikleri, onun performansını azami düzeye ulaştıracak şekilde seçilmiştir. Ama siz kullanma tarzınızı, iklim şartlarını, yolların durumu ve uzunluğunu göz önünde bulundurarak, başka bir seçim yapabilirsiniz. Ancak, her koşulda, size, kullanma şartlarınıza en uygun çözümü teklif edecek bir Michelin bayiine danışmanız menfaatinize olacaktır.
Lastik takma, değiştirme, rot ayarı, uzman işidir:
Yanlış takılmış veya değiştirilmiş bir lastik, hem kendi performansını azaltır, hem de sizin emniyetinizi tehlikeye sokar.
Bir lastiğin takılması ve balans ayarının yapılması profesyonel işidir.Özel durumlar ve geçici olarak kullanılan stepneler dişinde aynı aks üzerine monte edilen lastikler birbirinin aynı olmalıdır.Aracın yola iyi intibakı için, en yeni veya en az aşınmış lastikler, araç ister önden ister arkadan çekişli olsun, mutlakı arka dingile takılmalıdır. Patlama halinde gerekli muayenede sonra, bir lastik tamircisi, lastiğin tamirine karar vermelidi ve tamir için mutlaka mantar yama tabir edilen yama terci edilmelidir. Hiç bir zaman sıcak tamir ve fitilli tamir yaptırmayınız. Sübap ve iç lastiğin her müdahaleden sonra, değiştirilme: tavsiye edilir.Tubless bir lastiğe iç lastik konulması tavsiye edilmez.Çivili lastiklerin kullanımı değişik ülkelerde yönetmeliklerle düzenlenmiştir, bu lastikleri taktırmadan önce, ilgili yönetmelik hakkında bilgi edinmenizde yarar vardır.
Dikkat: "M+S" kar lastiklerinin sürat kapasitesi, aracın orijinal lastiklerinden daha düşük olabilir. Bu hallerde seyir sürati bu tahditlere uygun olarak düşürülmelidir.

Evde aydınlatma ve dizayn

Ev içi aydınlatmasında en önemli ışık kaynağı güneştir. Ancak güneşışığının yetersiz olduğu durumlarda ev içi aydınlatmada bazı ayrıntılara dikkat etmek gereklidir. Göz sağlığı ve ekonomik ışık kullanımı açısındanbu ayrıntıları şöyle sıralayabiliriz;Antre: Evin girişinde yaratılacak sıcak bir atmosfer evin samimi ve güvenli ortamıyla ilk karşılaşma gerekse konuklarla ilk karşılaşma açısından önemlidir. Girişte genel aydınlatmanın yanı sıra duvara yönlendirilmiş bir aydınlatma düzeni istenilen etki ve sıcaklığı sağlayacaktır.Koridor: Işık kaynaklarını koridor boyunca dizmek uygundur. Yarı-şeffaf aplikler koridor boyunca kullanılabilir. Geniş açılı armatürler tercih edilmelidir. Koridor ile odalar arasında çok fazla ışık farkı olmamasına dikkat edilmelidir.
Oturma Odası: Pek çok faaliyetin gerçekleştiği bu oda tüm ihtiyaçlara cevap verecek şekilde aydınlatılmalıdır. Lokal veya genel aydınlatma sistemleri bu işi çözebilir. Tablo, aksesuar ve dolapların aydınlatılması daha rahat ve hoş bir mekan yaratılmasında yardımcı olacaktır. Bu odalarda gözü yormayacak endirekt aydınlatma sistemleri kullanılmalıdır. Sarkıt türü armatüerler, abajur, aplik, lambederler bumekanlar için idealdir. Bu mekanlarda kuvvetli halojen lamba kullanmaktan kaçınmak gereklidir. Aydınlatma ünitesi televizyon setininüzerinde yada yakınlarında yer almalıdır.
Çalışma Odası: Çalışma yerlerinde direk yansımalar gözü rahatsız edeceği için armatürler ve çalışma yerlerinin konumları birbirine göre ayarlanmalıdır. Uygun seçilmiş renkler çalışma zevki ve verimini arttırır. Işık kaynaklarının bilgisayar ekranında yansıma yapması görsel performansı etkiler. Enerji tasarruflu lambalar ile aydınlatma yapılıp, çalışma alanlarında muntazam gölgesiz aydınlatma sağlanmalıdır.
Yatak Odası: Genel aydınlatma için tavandan yansıtarak endirek aydınlatma kullanılmalı kitap okumak için baş ucu aydınlatması yapılmalıdır. Ayrıca armatürler yataktan kumanda edilebilmelidir.Başucu aydınlatması yarı saydam bir aplikle yada komidin üzerine abajur konularak yapılabilir. Aynanın iki yanına monte edilecek armatürlerle tuvalet masaları için gerekli lokal aydınlatma sağlanabilir. Bu arada çok az aydınlık düzeyi oluşturacak emniyet aydınlatması, çocukların güvenlik duyguları içinde yerinde bir tedbir olur.
Yemek Odası: Oda çok büyük değilse masa üzerinde bölgesel aydınlatma yeterli olacaktır. Yemek bölümü büyük bir odada yer alıyorsa genel aydınlatma uygulanmalıdır. Sıcak ve renkli ışık kaynakları kullanılmalıdır. Masadan 1 mt. Yükseklikte tavandan sarkan lambalar ideal aydınlığı sağlayacaktır.Mutfak: Burada evin diğer bölümlerine göre daha fazla ışık kullanım kolaylığı açısından daha faydalı olur. Burada gölgesiz genel bir aydınlatmaya ihtiyaç vardır. Dolap altında kullanılacak floresan tipi armatürlerle tezgah üstünde lokal aydınlatma yapılabilir. Genel aydınlatma ise sarkıt veya sıva üstü camlı armatürlerle ve sıcak renkli ışık veren lambalarla sağlanabilir. Dolap içlerine ise dekoratif amaçlı noktasal aydınlatmalar yapılabilir.
Banyo: Banyo gibi ıslak alanlarda neme dayanıklı, gömme veya sıvaüstü armatür ve aplikler kullanılabilir. Önü camlı armatür veya kapalı tip lambalarda bu mekanlar için kullanılabilir. Ayna önlerinde ışığın göz almasını önlemek amacıyla, armatürler aynanın iki yanına konulmalı ve ışığın geliş doğrultusuyla bakış doğrultusunun geniş açı yapması sağlanmalıdır.

Ev aydınlatmanın püf noktaları


Aydınlatmanın püf noktaları Yemek odasında eşit dağılmış bir ışık için avize kullanmalısınız. Avizeler hem yeterli ışığı sağlar hem de yemek odası ya da bölümünüze görkem kazandırır. Salonun diğer kısımlarında abajur ve lambader gibi aşağıdan, direkt göze gelmeyen aydınlatma modelleri daha yumuşak atmosfer oluşturur. TV izleme, kitap okuma gibi farklı faaliyetlerin gerçekleştirildiği alanlarda, sabit bir aydınlatma sisteminden kaçınmak gerekir, bu mekanlar için raylı spotlar idealdir. Yatak ve çocuk odasında, göz kamaştırmayan genel aydınlatmanın yanı sıra, okuma için başucu aydınlatması da yapılmalıdır. Yarı şeffaf aplikler ve geniş açılı armatürler, koridorlarda kullanılabilir. Mutfakta keskin gölgelerden kaçınmak için açık renkli motifler tercih edilmelidir. Banyo ışıklandırmasında neme dayanıklı ve ıslak mekanlar için tasarlanmış armatürler ya da renk geri verimine sahip lambalar kullanılmalıdır.
Dekoratif ışık için öneriler Mumlarınızı yemek masanızın üzerindeki şamdanlı bir avizenin içine yerleştirebilir, ayrıca bir konsolun üzerine avizeli lamba ve duvara da abajur başlıklı aplikler asabilirsiniz. Mekana teatral bir hava katmak için yemek masasının üzerine çok küçük bir abajur koyabilirsiniz. Sadece bardaklara ışık vermek ve ışıldamalarını sağlamak istiyorsanız, avizesi çevrilebilen ampullü bir abajurla bu işi görebilirsiniz. Konukların üzerlerini aydınlatmak istiyorsanız yere konulan uzun ayaklı bir abajur size yardımcı olacaktır. Tavana asacağınız şık bir avize ile ortama sıcak bir görüntü katabilirsiniz. Konsolun üzerine t-ışıklar yerleştirebilirsiniz. Modern bir ortam yaratmak istiyorsanız, ışığın yoğunluğunu mekanın tarzı üzerinde yoğunlaştırıp masanın üzerine şamdanda mumlar koyabilirsiniz. Saydam abajur başlarını ve avizeleri natürel renklere boyayıp üzerlerine bir kat daha boya atarak hoş bir atmosfer sağlayabilirsiniz. Yemek için dolapların altına yerleştirilmiş ışıkları yakmak yeterlidir. Bu tarz bir aydınlatma, ortama hem bar havası verir hem de daha sıcak bir atmosfer yaratır. Mutfak işleri yaparken yararlanmak üzere, raflar ve dolapların altına düşük voltlu halojen spotlar kullanabilirsiniz

ODALARDA IŞIK DİZAYNI


Çocuk odasını ihtiyaçlarına ya da mekan kullanımına göre zonlara ayırın ve bu zonlardakı ışıkların ihtiyaca göre birbirinden bağımsız olarak açılıp kapanmasını sağlayın.Çocuğunuzun odasındakiYaratmak istediğiniz atmosferi ve ışık düzeyini belirleyin.
Örneğin bir çocuk odasında çalışma, uyuma, giyinme ve oynama alanları olabilir. Bir bebek odasında ise emzirme, alt değiştirme, uyuma ve oynama zonları yer alabilir. Her aktivite farklı ışık gereksinimine sahiptir. Bu fonksiyonları destekleyen bir aydınlatma planı yapmanızı öneririz. Odanın bir genel aydınlatması olabilir ancak çalışma masasında bir masa lambası, emzirme koltuğu yanında bir ayaklı lamba ya da alt değiştirme masasının üstünde bir aplik kullanabilirsiniz.
Temel olarak 3 tip aydınlatmadan sözedebiliriz:

GENEL AYDINLATMA;
ortamın aydınlatılmasını ve gece gün ışığının yerinin alınmasını sağlar. Çok parlak olmayan konforlu bir ışık düzeyi olmalıdır. Geniş odalarda çoğunlukla tavan armatürleri kullanabilirsiniz, daha küçük odalarda aplikler de bu görevi görebilir. Hatta çocuğun gözünü yormayacak endirekt aydınlatmalar tercih edilmelidir. Bu anlamda oda dekorasyonunuzu yeni yapıyorsanız, ışık kaynağını alçıpan tavanın arkasına saklamayı da düşünebilirsiniz.
GÖREV AYDINLATMASI;
çalışma masası, alt değiştirme masası, hobby alanı gibi spesifik ve belki daha güçlü ışık ihtiyacınız olan aydınlatmayı sağlar. Masa lambaları, ayaklı lambalar ya da uygun bölgeye tavandan spot ya da sarkan armatür bu görevi yerine getirir. Görev aydınlatmaları da eğlenceli ürünlerden seçilebilir.Çalışma Masası aydınlatması önemlidir; çünkü ışık kaynağı göz yormayan cinsten olmalı ve el gölgesi çalışma alanına düşmeyecek şekilde yerleştirilmelidir. Akrobat lambalar kullanım esnekliği açısından bu iş için idealdir.
Alt değiştirme masasında da yine ışık arkadan gelirse çalışma alanına gölge düşecektir. Bu nedenle geniş bir masa ise masa lambası, bebek hareketlendiğinde tehlikeli olabileceği için dar bir masanız varsa duvarda bir aplik uygun olacaktır. Hatta bazı duvar apliklerini çok amaçlı kullanmak ve çocuğunuzun fotoğrafını asmak da mümkündür.
Soyunma dolaplarının içini görmek için bu bölgeleri de aydınlatmakta yarar vardır. Hatta en iyisi dolap kapağı açıldığında yanan armatürlerdir. Bu lambalarda giysilere ısı ile zarar vermeyen floresan ampuller kullanılmalıdır.
VURGULAYICI ve DEKORATİF AYDINLATMA;
odadaki dramatik atmosferi oluşturmak ve konsepti vurgulayan aydınlatmayı sağlar. Çocuğunuzun duvardaki resmine vuran spotlar, daha büyük çocukların araba, bebek koleksiyonlarının aydınlatması gibi ihtiyaçtan çok görsel zenginliği arttırmak Ayrıca yapmanız gereken ilk işlerden biri oda konseptinize ve çocuğunuzun kişiliğine uygun armatürler seçmektir. Kız çocuklar için renkli tüylü, erkekler için ise araba ya da basketbol konseptli lambalar tercih edebilirsiniz. Aynı takımın tavan ve masa lambasını kullanabilirsiniz. Aydınlatma dünyasında bulamayacağınız ürün olmadığını ancak fiyatların da bir okadar çeşitli olduğunu unutmayın…
RENKLERİN ETKİSİNİ UNUTMAYIN
Çocuğunuzun odasının renginin aydınlatma ile doğrudan ilişkisi vardır. Koyu renk duvarlar ışığı absorbe ederken, açık renkli bir oda ışığı yansıtacaktır. Ayrıca yaratmak istediğiniz etki için odanın ve ışığın renk seçimi önemlidir. Bebek ve çocuk odası için sadece pastel renkler kullanılır diye bir kural yoktur, önemli olan renkleri doğru aydınlatma ile uyum ve huzur ile biraraya getirmektir.
Ayrıca renk aydınlatma mekan ilişkisi konusuna daha fazla önem verenler için; farklı renk özellikli ışık kaynaklarıyla sıcak ve huzurlu bir atmosfer yaratılabileceği gibi, uyarıcı, çalışmaya teşvik edici etkiler de oluşturulabileceği konusunda yapılan çalışmalar da vardır.
DİMMER KULLANIN
Farklı etkiler yaratmak için, aydınlatma armatürü kadar açma kapama düğmesinden de yararlanabilirsiniz. Dimmer (ışığı kısabilme) özelliği olan ürünler idealdir, neden mi?
• Dimmer sayesinde aynı armatür ile oyun, çalışma, dinlenme ya da uyuma gibi farklı faaliyetler için farklı düzeyde ışık seviyesi yaratabilirsiniz. Esneklik sağlar.• Dimmer yaklaşık %40 oranında enerji tasarrufu sağlar. Hem bütçenize, hem de ampul ömrüne katkıda bulunur.• Dimmer sayesinde uyku vaktinde ışığı yavaş yavaş kısarak minik uykusuzları uykuya hazırlayabirisiniz.• Ayrıca ışığı kısmak yorulmuş gözlerin dinlenmesine de yardımcı olur.
ÇOCUĞUNUZU SEÇİMLERE DAHİL EDİN
Armatür tipine ve ampul tipine ya da gücüne siz karar verebilirsiniz, ama bırakın rengini, malzemesini o seçsin. Elbette ki bir aydınlatma dükkanına gidip bir lamba seçmesini istemeyin; sonuç çok beklenmedik olabilir, ancak siz 2 ya da 3 seçeneğe indirgeyin ve sonraki tercihi ona bırakın. Yine odasında lambanın takılabileceği 2 uygun yerden birini de kendi seçerek kendi dekorasyonunu yapma zevkini çocuğunuza da yaşatın.
Tavan lambasının takımı olan bir masa lambasını para biriktirip almayı da önerebilirsiniz. Böylece hem ev ekonomisini öğrenmiş olur, hem de uzun soluklu bir dekorasyon projesini…
AMPUL TİPİNİ SEÇİN
İhtiyacınıza ve bütçenize uygun ampul tipini belirleyin:
ENKANDESAN AMPULLER; çok maksatlıdırlar ve en ekonomik bedel ile her şekil ve güçte bulunabilirler. Sarımsı beyaz ışık veren ampullerin şeffaf ve buzlu camlı modelleri mevcuttur. Enkandesan ampullerin soft, yumuşak tonlu modelleri tercih edilmelidir.
ENERJİ TASARRUFLU AMPULLER; enerji tasarrufu yapmak için tercih edilirler, geleneksel enkandesan ampullere göre yaklaşık %80 enerji tasarrufu sağlar, 12 kat uzun ömre sahiptirler ve daha az değiştirildiği için çevre korunmasında da daha faydalıdırlar.
HALOJEN AMPULLER; parlak ve beyaz ışık üretirler, daha uzun ömürlü olup ve daha güçlü ışık yayarlar. Halojen ampuller özellikle noktasal ışık ihtiyacı var ise tercih edilmelidir. Ancak yüksek ısı verdiği için çocukların erişiminin kolay olmadığı tavan bölgesinde kullanılmalıdır.
FLORESAN AMPULLER; aynı aydınlatma değerine sahip enkandesant ampullere göre daha az elektrik kullanırlar ve 20 kez daha uzun ömürlüdürler. Enkandesant lambaların duylarına uyan tipleri vardır ve geniş renk yelpazesine sahiptirler. Yüksek kaliteli ışık veren bu ampullerde ömrü boyunca verdikleri ışık miktarında azalma meydana gelmez. Ancak çogunlukla depo vb… mekanlarda kullanılan ve renkleri farklı ve solgun gösteren standart tip floresan ampulden uzak durun.
GÜVENLİK, GÜVENLİK, GÜVENLİK!
Söz konusu aydınlatma ve elektrik olunca güvenlik öncelikli olarak dikkate alınmalıdır.
• Lamba kordonlarının kesinlikle çocukların ulaşamayacakları, ısırıp ya da dolanamayacakları şekilde gizlenmesi gerekir.• Tüm prizlerinizi –sadece miniğinizin odası değil tüm evde- priz korumaları ile korunduğundan emin olmalısınız.• Bebekler ışığa bakmayı severler, o nedenle bebek odasında kullanacağınız ışığın gücü daha az olmalıdır.• Ayaklı lambaları, kolayca devrilebileceği için daha büyük çocuk odalarında düşünebilirsiniz. Yine de oda köşelerine ya da yol üstü olmayan noktalara yerleştirmelisiniz.
GECE IŞIĞI
Gece ışığı da önemlidir. Hem bazı çocuklar karanlıkta uyumak istemedikleri için hafif bir ışık onlara güven verir. Hem de daha büyük ve tuvalete gidebilen çocuklar gece kalkışlarında yolu daha güvenle bulurlar.
Resim led gece ışıgı çok düşük voltajlı olduğundan güvenli. Sürekli bir ışık açık bırakmak isteyenler için ise Enerji tasarruflu ampullerin yanı sıra İkisi bir arada LED ışık etkili ampuller ile sadece 1 watt harcayarak koridorunuzda sğürekli aydınlık ve güvenlik sağlamış olursunuz. Özellikle çocuklarınız için ise daima ışık sağlamış olursunuz ve güvenli olduklarından rahat edersiniz.
TAVANDA SADECE BİR LAMBANIZ VARSA VE KOLAYCA BİR DEĞİŞİKLİK YAPMAK İSTİYORSANIZ…
Çocuğunuzun odasında, tavanda geleneksel tip bir lamba var ve aydınlatma düzenini değiştirmek ve daha kullanışlı hale getirmek istiyorsunuz ama duvarları ve tavanı kırıp dökmek istemiyorsunuz. Ne yapabilirsiniz?
Raylı sistemler kullanabilirsiniz. Tavandaki elektrik çıkışını rayın herhangi bir yerine getirmek suretiyle tavanda rayı arzu ettiğiniz güzergahta döşeyebilirsiniz. Ayrıca rayın üzerine takacağınız lambalar hem kendi ekseni etrafında, hem de rayın üzerinde hareket edeceği için çok kullanışlı olacaktır.
Ray güzergahını belli bir mantık kurgusu ile yerleştirmenizi tavsiye ederiz. Böylece çocuğunuz büyüyüp ihtiyaçları değişse bile sadece lambaları kaydırıp aydınlatma düzenini değiştirebilirsiniz.

MUM


Mum ve mumlarla neler yapabilirsiniz?
Vitray tarzında renkli mozaiklerden tasarlanmış mumluklarla loş bir aydınlatma sağlayabilirsiniz.
Mumlukların içinde perde kornişine asabilirsiniz.
Beyaz ya da renkli cam bardaklar içinde merdiven basamaklarına dizerek gökkuşağı tonlarında ışık noktaları yaratabilirsiniz.
Duvarınıza aşağıdan yukarı asarak bir ışık ağacı oluşturabilirsiniz.
Kristal ya da boncuklu mumluklar içinde yakarak tıpkı bir yıldız gibi parlamalarını sağlayabilirsiniz.
Cam fanuslar içinde suda yüzdürebilirsiniz.
Fenerlerin ve kandillerin içine koyarak oryantal bir etki yaratabilirsiniz.
Aynanın önüne dizerek gölge ve ışık oyunları oluşturabilir; etkisinin ikiye katlanmasını seyredebilirsiniz.
Mumlukları kuru ağaç dallarına asarak alternatif bir yılbaşı ağacı tasarlayabilirsiniz.
Cam sürahilerin ağzına kağıttan kaseler yaparak içlerine koyabilirsiniz.
Yothi Trataka (Mum ışığı konsantrasyonu)Göz yogası da denilen tratakanın bu yöntemi için her gün 10 dakikanızı ayırın. Karanlık bir yerde yaklaşık bir kol boyu ilerinize bir mum koyun. Mumun arkasına siyah bir örtü gerin. Rahat oturun. Mum ışığı tam göz hizanıza gelecek şekilde olsun.
Mümkün olduğunca hareket etmeyin. Birkaç derin nefes alıp verin. Gözlerinizi kapayın ve derin soluk alış verişine konsantre olun. Yavaşça gözlerinizi açın. Gözlerinizi yavaşça burnunuzun ucundan, yere doğru ve yerden yavaşça muma doğru takip ederek, direkt mum ışığına bakın. Işığı görün.
Gözlerinizi kırpmayın. Göz bebeklerinizi oynatmayın. Işığın parlaklığını, fitili, ışığın içinde bulunan siyahi gölgeyi, çevresine verdiği haleyi görün. Gergin değilsiniz. Gözleriniz yaşarana ya da gözlerinizi kırpma ihtiyacı hissedene dek, ışığa bakmayı sürdürün. Gözlerinizi kapayın ve biraz önce gördüğünüz mum ışığını kapalı gözlerinizin ardında canlandırın. Yarattığınız ışık sağa, sola kaydığında tekrar göz hizanıza getirin.
Mümkün olduğunca bu ışığı koruyun. Işık kaybolmaya başladığında yine gözlerinizi burun ucundan başlayacak şekilde yavaşça açarak mum ışığına bakın ve uygulamayı tekrarlayın.
En son uygulamadan sonra, uygulamayı bitirmek için gözlerinizi kapayın.
Ellerinizi birbirine sürtün ve avuç içlerinizi hafifçe çukurlaştırarak, gözlerinizin üzerine koyun. Bu sırada ellerinizdeki sıcaklığın ve oluşan güzel titreşim ve enerjilerin ellerinizden gözlerinize geçtiğini hissedin. Sıcaklık gözlerinizdeki yorgunluğu alsın.
Gözlerinizin dinlendiğini hissettiğinizde, normal duruşunuza dönün

AVİZE


İstanbul Şişli’de faaliyet gösteren Stone Art Aydınlatma zengin ürün yelpazesinin yanı sıra müşterilerine kendi tasarımlarını da hayata geçirme şansı tanıyor.Ev dekorasyonunun en şık ve gösterişli ayrıntısı olan avizelerle evinizde istediğiniz atmosferi sağlayabilirsiniz.
Avizeler, ev dekorasyonun en şık ve gösterişli ayrıntısını oluştururlar. Evinizin dekorasyonunu ancak atmosferine uygun bir avizeyle tamamlayabilirsiniz.
İstanbul Şişli’de hizmet veren Stone Art Aydınlatma 1850′li yıllarda başlayıp günümüze kadar gelen “Maria Theressa” modelini 1987 yılından beri birçok tasarımlarıyla ve renk seçenekleriyle müşterilerinin beğenisine sunuyor.
Zengin ürün yelpazesiyle her zevke hitap etmeyi hedefleyen Stone Art Aydınlatma, aynı zamanda müşterilerine kendi tasarımları olan aydınlatma sistemlerini hayata geçirme olanağını da tanıyor.

UMRE VİZESİ

Pasaport (1 yıl Geçerlilik Süresi Olmalıdır)

3 Adet vesikalık resim (4X6 cm ebadında arka fon beyaz)

Nüfus Cüzdanının arkalı önlü fotokopisi (TC kimlik numarası yazılı olmalıdır)

Anne veya baba pasaportuna kayıtlı çocukların, Emniyet Müdürlüğü tarafından fotoğraflarının pasaporta mühürlü olarak işlenmesi

En az 1 yıl geçerliliği olan pasaport 1998 yılından sonra alınmış olmalıdır.
Karı koca gidecekler için evlenme cüzdanı fotokopisi - Vukatlı Nüfus örneği
Nüfus cüzdanının arkalı önlü fotokopisi
3 adet vesikalık fotoğraf
45 yaş altı yalnız bayanlar için noterden tasdikli taahhütname ve nüfus idaresinden akrabalık belgesi
Umre vizesinin sahip olunabilmesi için , pasaport bilgilerinin Suudi Arabistan'a gönderilmesi ve oradan bir onay numarasının alınması gerekmektedir. Bu sebebten dolayı, hareket tarihine 15 gün kalana kadar kayıt işlemi bitirilmesi gerekmektedir. Umreye gitmeyi düşünen sayın yolcularımızın bu konuyu dikkate almalarını rica ederiz.
45 yaşın altındaki hanımefendilere, yanlarında bir mahrem bulunmaksızın, Suudi Arabistan'a gitmelerine Suud makamları tarafından izin verilmemektedir.

hac edası nasıl yapılır

Hac, hac ayları denilen zaman dilimi içinde yapılan bir ibadettir. Hac ayları Hicrî takvime göre Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür. Hac, bu aylar içinde umresiz de yapılabilir, umre ile birlikte de yapılabilir. Haccın umresiz ya da umre ile birlikte yapılmasına haccın eda şekilleri denir.
Haccın eda şekli üçtür: 1- İfrad haccı, 2- Temettu haccı, 3- Kıran haccı.
1- İfrad Haccı:İfrad haccı, umresiz yapılan hacdır. Aynı yılın hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmaksızın hac niyetiyle ihrama girilir ve yalnızca hac yapılırsa ifrad haccı yapılmış olur.
2- Temettu Haccı:Temettu haccı, aynı yılın hac ayları içinde önce umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra yeniden hac için ihrama girerek yapılan hacdır.
Temettu haccı yapacak olanlar, mikat sınırında veya daha önce umreye niyet ederek ihrama girerler. Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkarlar. Daha sonra zamanı gelince hac için ihrama girerler. Haclarını eda ettikten sonra ihramdan çıkarlar.
3- Kıran Haccı:
Kıran haccı, aynı yılın hac ayları içinde umre ve hacca birlikte niyet ederek ikisini aynı ihramla yapmaktır.
Kıran haccı yapacak olanlar mikat sınırında veya daha önce umre ve haccın her ikisine birden niyet ederek ihrama girerler. Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkmazlar, aynı ihramla haccı da eda eder, sonra ihramdan çıkarlar.
Kıran ve temettu haccı yapanların şükür kurbanı kesmeleri vaciptir. İfrad haccı yapanların şükür kurbanı kesmesi gerekmez.

HAC YOLCULUĞU

Bilindiği gibi hac yolculuğu hava yoluyla yapılmaktadır. Uçuş programları, hacılarımızın bir kısmı önce Medine, bir kısmı da Mekke'ye gidecek şekilde planlanır. Uçuşlar ülkemizin çeşitli noktalarından gerçekleştirilir. Hacılarımızı taşıyan uçaklar çoğunlukla Cidde Havalimanına iner. Medine Havalimanına inen uçaklar da vardır. Ancak bunlar az sayıda ve Suud Hava Yollarına ait uçaklardır. Hac yolculuğu uzun ve kendine özgü zorlukları olan bir yolculuktur. Diyanet İşleri Başkanlığı'nca, hac farizasını yerine getirmek üzere Suudi Arabistan'a gidecek hacılarımızın bu yolculuklarını her çeşit çıkardan uzak, sağlık ve güvenlik şartları içinde yapmalarını sağlamak için, her türlü tedbirler alınmaktadır. Ancak seyahat esnasında sıkıntılarla karşılaşmamaları için hacı adaylarımızın dikkat etmesi gereken hususlar vardır. Her hacı adayının bunlara uyması önem arz etmektedir. Hacı adayının yolculuğa başlarken dikkate alması gereken hususlar şöyle sıralanabilir: Hacı adayı, her şeyden önce hac yolculuğunun, ticari ya da turistik bir seyahat değil, bir ibadet yolculuğu olduğunu, bu yolda atılan her adımın, çekilen her sıkıntının, bir taraftan kendisine sevap kazandırırken diğer taraftan günahlarını eriteceğini hiçbir zaman aklından çıkarmamalıdır. Bütün varlığıyla bu kutsal yolculuğu en iyi şekilde değerlendirmeye yoğunlaşmalıdır. Kafileye katıldıktan sonra kafile başkanı ve din görevlilerinin talimat ve uyarıları doğrultusunda hareket edilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nca giyilmesi ön görülen kıyafetler giyilmeli, doğru olarak doldurulmuş olan sağlık künyesi ile Hacı Kimlik Kartı boyuna takılı olmalıdır.Bunların hac sezonu boyunca da devamlı olarak takılı kalması gerekmektedir. Sürekli ilaç kullananlar, beraberlerinde götürmek zorunda oldukları ilaçlar için rapor almalı ve bu rapor yanlarında bulunmalıdır. Menenjit aşısı yapıldığına dair aşı kartlarının da yine hacı adayının üzerinde olması gerekir. Eşyaların üzerine kime ait olduğunu gösteren etiket yapıştırılmalıdır. Eşyalar otobüse verilirken ya da otobüsten indirilirken herkes kendisine ait olan eşyayı vermeli veya indirmelidir. Havalimanlarında görevli Başkanlık personelinin uyarı ve talimatları dikkate alınmalıdır. Bagajlar bizzat sahipleri tarafından ilgililere teslim edilmeli ve alınacak bagaj fişleri korunmalıdır. İçinde ne olduğu bilinmeyen başkasına ait bir eşya Suudi Arabistan'a götürülmek üzere kabul edilmemelidir. Uçağa binerken, Cidde ya da Medine Havalimanlarında giriş işlemleri yapılırken pasaportun hacı adayının elinde olması gerekir. Bu durumda hacı adayı pasaportunu itina ile muhafaza etmeli, onu istendiğinde kolayca çıkarabilmesi için kendisine verilen pasaport çantasına koymalıdır. Aynı durum ülkeye dönerken de söz konusudur. Gümrük kontrollerinde, başkalarına ait eşyalar sahiplenilmemelidir. Kısaca, bir ibadet seyahati olan hac yolculuğunun kendine has sıkıntıları vardır.

HAC YOLCULUĞUNA HAZIRLIK

Hac yolculuğuna çıkmadan önce yapılması gereken işlemler şunlardır
1- Bütün günahlardan tövbe edilerek Allah’a sığınılmalıdır.2- Kul hakları ve borçları varsa ödenmelidir.3- Hac için gerekli olan masraflar helal kazançtan temin edilmelidir.4- Kendisine yardım edecek ve iyiliği seven salih bir arkadaş edinmelidir.5- Kendi kendine şunları taahhüt etmelidir:
Kesinlikle günah işlememek
Hz. Muhammed (s.a.v)’in sünnetine sıkı bir şekilde sarılmak.
Haccını Allah için yapmakta samimi, bütün maksadı ve niyeti Allah rızası için olmalıdır.
İbadet için vakit ayırmalıdır
Kavga, düşmanlık ve münakaşa etmemeli, bedenini bütün Müslümanlara tasadduk etmelidir. Tabiinden biri hacca niyet ettiğinde şöyle demiştir: “Bedenimi bütün Müslümanlara tasadduk ettim.” Bunun anlamı; hac ibadeti esnasında bedenimin maruz kaldığı itilme, vurulma ve benzeri diğer ameller sadakadır.

UMRE

Umre kelimesi, ziyaret etmek anlamına gelmektedir. Dini bir terim olarak umre, "Belirli bir zamana bağlı olmaksızın ihrama girerek Kâbe’yi tavaf etmek, Safa ile Merve arasında sa’y yapmak ve tıraş olup ihramdan çıkmaktan” ibarettir.
Umrenin iki farzı vardır: İhram ve tavaf. Bunlardan ihram şart; tavaf, rükündür. Vacipleri ise sa’y ile tıraş olup ihramdan çıkmaktır.
Ömürde bir defa umre yapmak sünnettir.
Umrenin Fazileti
Umrenin pek çok fazileti vardır. Özellikle Ramazan ayında yapılan umrenin sevabı pek çoktur. Hz. Peygamber umre hakkında şöyle buyurmaktadır :
"Umre, diğer bir umre ile arasındaki günahları siler" "Ramazanda yapılan umrenin sevabı bir haccın sevabına denktir."
Umrenin Zamanı
Umre için belirli bir zaman yoktur. Her zaman yapılabilir. Ancak, Arefe günü sabahından bayramın dördüncü günü akşamına kadar yapılması mekruh görülmüştür.

HACCIN SEVAP VE FAZİLETİ

Gücü yetenin, ömründe bir kere, Kâbe’ye gidip, oraya mahsus ibadetleri yapması farzdır. Daha sonra yapılan haclar, nafile olur. Farz olan hacca gitmeye çalışmalıdır! Bir kere farz olan haccı yapmak, yirmi kere Allah yolunda savaş etmekten daha sevaptır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Hac, suyun kirleri temizlediği gibi, günahları yok eder.) [Taberani]Kabul olan hac, kılınmamış namazların, tutulmamış oruçların, verilmemiş zekatların günahlarının affına sebep olmaz. Bunları geciktirme günahlarının affına sebep olur. Kul borçları verilmedikçe veya helalleşilmedikçe ödenmiş olmaz. Kul ve hak borçlarından başka günahlar affedilir. Hadis-i şerifte (Arafat’ta vakfeye durup da günahlarının affedilmediğini zanneden, büyük günaha girmiş olur) buyuruldu. (Hatib)Haccın sahih ve kabul olmasının şartları vardır. Sahih olması için vaktinde hac yapılması lazımdır. Kabul olması içinde haccın sahih olması, o kimsenin itikadı düzgün olması, bid’at ehli olmaması gibi şartları vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bid’at işleyenin, orucu, haccı, cihadı kabul olmaz.) [Deylemi]Haccın kabul olması için, haccın farzlarını, vaciplerini, ve sünnetlerini eksiksiz yapmaya çalışmalı, niyeti düzeltmeli, riya karıştırmamalı, ihlasla hareket etmeli ve helal para ile gitmelidir.Ticareti, dünyalık işleri hac işine karıştırmamalıdır. Borçları varsa ödemeli, hak sahipleriyle helalleşmeli, günahlarına tevbe etmelidir. Bunlara riayet edilerek yapılan hac makbul olur. Hadis-i şeriflerde, (Hac edin ki muhtaç olmayasınız. Yolculuk edin ki sıhhate kavuşasınız) ve (Hac zenginliğe, zina fakirliğe sebep olur) buyuruldu. (Taberani-Şir’a)Hacca giderken orada ölmekten korkmamalıdır. Hatta hac yolunda ölmeyi ganimet bilmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Hacca giderken veya gelirken ölenin geçmiş günahları af olur. O kimse hesaba çekilmeden azap görmeden Cennete girer.) [İsfehani]Hacca giden, başkalarına sıkıntı vermediği gibi onlardan gelecek sıkıntılara da katlanmalı, yumuşak davranmalıdır. Hadis-i şerifte (Yumuşak davranmayan hayır yapmamış olur) buyuruldu. Sert, kırıcı olmaktan da kaçmalıdır. Hadis-i şerifte, (Sertlikten ve çirkin şeyden sakının. Yumuşaklık insanı süsler, çirkinliği giderir) buyuruldu. (Müslim)Hacca gidip gelenin değil, haccı kabul olanın günahları af olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Kabul olan bir hac, geçmiş günahları yok eder.) [Beyheki] (Haccedip, kötü söz söylemeyen ve doğruluktan ayrılmayan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Buhari](Hacca giderken yolda ölene, kıyamete kadar hac, cihada giderken de ölene, kıyamete kadar cihad sevabı yazılır.) [Ebu Ya’la]Hac yolunda harcanan paranın fazileti de çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Hac için harcanan mala, Allah yolunda harcanan mala verildiği gibi yediyüz misli sevap verilir.)

HAC HAZIRLIKLARI

01. Hac Öncesi ilk hazırlıklar önkayıt ile başlar.
02. Hangi seyahat çeşidi ile gideceğini (normal yemekli, müstakil odalı otel, lüks otel) belirler.
03. Kur’a sonucu asıl olanlar belirtilen sürede kesin kayıtlarını yaptırırlar. Pasaport ve eksik evraklarını tamamlarlar
04. Müftülüklerce belirtilen camilerdeki hac seminerlerine katılırlar.
05. Kendisi için ücretsiz verilen valiz ve eşyalarını il müftülüğünden alır.
06. Kafileleri belli olduğunda kafile toplantısına katılır.
07. Hangi hac çeşidini yapacağını belirler.(Kurban ücreti 108$ hac parası yaptırdığı müftülük banka hesabına yatırır. Dekontun 1 nüshasını ilçeye verir.)
08. Uçuş gününü öğrenir ve gideceği seyahat tipine uygun eşyaları hazırlar.(Özellikle aynı valizden kafilenin yarısında da olacağını bilerek uzaktan valizini tanıyabileceği bir işaret hazırlar)
09. Yola çıkmadan önce gusül abdesti alır ve iki rekat yolculuk namazı kılar.
10. Havaalanına en az 4 saat önce gider.
11. Havaalanında kafile görevlileri ile buluşur ve uçak bileti_boarding, kimlik kartı ve pasaportlarını alır.(Hacca 2. defa gidiyorsa yurt dışı çıkış harcını havaalanı vergi veznesine yatırır.)
a. Hac öncesi doğrudan Mekke’ye giden kafilede ise erkek hacılar havaalanında ihram giyisisini giyerler.
b. Eşyalarını uçuş görevlilerine teslim eder.
c. Polis noktasından geçer ve açıldığında uçağına biner.
(MEKKE'ye gidiyorsa)
d. Kafile görevlileri uçakta Hac çeşidine göre niyet etmelerini sağlar ve hep birlikte telbiye getirirler.
e. İhram yasakları başlar.
12. Uçaktan havalimanına iner ve giriş muamelesini kadınlar ayrı erkekler ayrı gişeden yapar.
13. Pasaport kontrolü sonrasında salonda uçağa verdiği eşyalarını bulur.
14. Valiz kontrolünü yaptırdıktan sonra pasaportuna Mekke-Medine ziyaretleri otobüs biletlerini görevliler iliştirir.
15. Hacılar valizlerini oradaki araca topluca koyar ve TÜRK HACILARININ havaalanındaki toplanma yerine eşyalar götürülür.
16. Hacılar havaalanından kendilerine ücretsiz tahsis edilen otobüslere binerek ve pasaportlarını da otobüs şoförüne teslim ederek ayrılırlar.
17. Otobüsler Mekke ve Medine girişlerinde karşılama merkezine girer ve oradaki işlemlerin ardından karşılama ekipleriyle birlikte otellerine götürülür.
18. Otele yerleştikten sonra Medine’de mescide Mekke’de Kabe’ye ilk gidiş görevlilerle olmalıdır.

HACCA KİMLER GİDEBİLİR

Erkek olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her müslümana, ömründe bir defa haccetmek farzdır. Üzerine farz olduğu halde bir takım gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileri yaşlara ertelemek dinen uygun değildir. Bu şekilde haccını erteleyip daha sonra bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimse, yerine bedel (vekil) göndermek zorunda kalır. Bir kimsenin hac ibadetiyle yükümlü sayılması için; müslüman, akıllı, erginlik çağına ulaşmış, hür, hac için yeterli malî imkâna sahip ve bu ibadeti yerine getirecek vakte erişmiş olması şarttır. Bu şartlardan birini taşımayan kimseye hac farz olmaz. Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü sayılması için de, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır. Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile, yaşlılar, tutuklular, yurtdışına çıkışları yasaklanmış olanlar ve iddet beklemekte olan kadınlar, hac kendilerine farz olsa bile, eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler
1- Müslüman olmak,
2- Akıllı olmak,
3- Erginlik çağına gelmiş olmak,
4- Hür olmak,
5- Hacca gidip gelmeye malî imkanı müsait olmak. Bu şart şöyledir:
Temel ihtiyaçlarından başka, hacca gidip gelinceye kadar kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin sosyal durumlarına uygun normal geçimlerini sağlayacak servete sahip olmasıdır.
6- Vakit, yani haccın eda edildiği vakte erişmiş bulunmak.
7- Haccın farz olduğunu bilmek. Bu şart gayr-ıimüslim bir ülkede İslâmiyeti kabul eden kimseler için sözkonusudur.
İşte bu şartları taşıyanlara hac farz olur. Bu şartlardan birisi eksik olursa hac farz olmaz.
Bu şartlar kendisinde bulunan kimseye hac farz olmakla beraber, haccı eda edebilmesi için gerekli olan başka şartlar da vardır. Bunlara "Haccın vucûb-ı edasının şartları" denir. Bu şartlar da şunlardır:
a) Sağlıklı olmak. Kör, felçli, kötürüm ve hac yolculuğuna dayanamayacak derecede yaşlı ve hasta olmamak.
b) Tutuklu bulunmamak.
c) Yol güvenliği olmak,
d) Kadınların yanlarında eşleri veya mahremleri bulunmak. Mahrem demek evlenmeleri caiz olmayan yakınlar demektir. Baba, oğul, kardeş, amca, dayı ve damat gibi yakınlar, kadının mahremleridir. e) Eşi ölmüş veya boşanmış kadınların iddet süreleri bitmiş olmalıdır. İddet süreleri içinde hacca gitmeleri uygun değildir.

HAC VAZİFESİ

Hac, İslâm’ın beş esasından birisidir. Hem malî ve hem de bedenî bir ibadettir. Hac, kelime olarak, "yönelmek, kasdetmek, bir kimseyi ya da bir yeri çokça ziyaret etmek" anlamlarına gelir. Dini bir terim olarak hac, "Belirli bir zamanda usulüne uygun olarak ihrama girdikten sonra Arafat’ta vakfe yapmak, Kâbe’yi tavaf ederek ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek" suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine getirene hacı denir. Hac, hicretin IX. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur’an ve Sünnette bildirilmiştir. Bu konuda tüm müslümanlar görüş birliği içerisindedirler. Kur’an-ı Kerîm’de, "Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmeleri insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır."(1) buyurulmuştur. Hz. Peygamber de, “İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur. Bunlar, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.”(2) buyurmaktadır. Hac, bilindiği şekliyle Hz.İbrahim’e kadar uzanan bir ibadettir. Kur’an ve hadisler bize, Hz.İbrahim’in haccından, insanları hacca çağırmasından bahsetmekte, (Hac 22/27-28) Kâbe’nin ve hac menasikinin tarihçesine işaret etmektedir.

29 Mart 2008 Cumartesi

Kol saati


Vakitleri gösteren saatin, gece ve gündüzden bir vakti gösterdiğini görmek altın veya gümüş paraya, sözü yerine getirmeye, Saat bazen dakik olmaya, zamanın kıymetini bilmeye, anın vaciplerini yerine getirmede hassas davranmaya ya da sözüne güvenilmeyenn kimseye delalet eder.( Ayrıca Bakınız; Zaman.)Rüyada saat görmek , tatsız haberlere; saati ayarlamak hayatın gidişinin düzene sokulmasının elinizde olduğuna; saatin sesini duymak bir çağrıya işarettir. Rüyada saat görmek, kötü haberler almaya işaret eder.; Saati ayarlamak yaşamın gidişinin düzene girmesinin gerektiğine yorumlanır. Saatin sesini duymak bir çağrıya yorumlanır. Rüyada masa veya duvar saatinin çalışması bir, aile yaşamının iyi olacağına işaret eder. Kol saati veya cep saati özel işlerinizin karışık olduğuna yorulur. Saatin durması yada doğru çalışmaması, bir takım problemler çıkacağına yorumlanır. Çevrenizde birtakım düşmanların varolduğuna işarettir. Eğer rüyanızda saatin çaldığını duyduysanız, kötü haberler alacağınız anlamına gelir.Saat güzelse ve iyi çalışıyorsa kişinin hayatında olacak olumlu değişiklikleri belirtir. Saat ne kadar güzel ise değişiklikler o kadar güzel olacaktır. Rüyada saat görmek, sikinti ile yorumlanir. Çalar saatin sesi ise, beklenmeyen kötü bir haber demektir. Bir baska rivayete görede: Rüyada saat görmek, çocuk ve ortaga isarettir. Rüyada görülen saat, sahibi için süs ve güzelliktir.Rüyasında çalışan bir masa veya duvar saati görmek, aileyle ilgili konuların yolunda gittiğini belirtir. Rüyada kol saati veya cep saati özel işlerle ilgilidir. Düzgün çalışması özel hayatın yolunda gittiğine delalettir. Saatin durması yada doğru çalışmaması, bir takım problemler çıkacağına işarettir.Rüyasında çalışan bir masa veya duvar saati görmek, aileyle ilgili konuların yolunda gittiğini belirtir. Rüyada kol saati veya cep saati özel işlerle ilgilidir. Düzgün çalışması özel hayatın yolunda gittiğine delalettir.

Duvar saati


Zamansızlıklar…Neden sürekli bundan şikayet ederiz.Kendi zamansızlıklarımızın suçlusu,zamanmış gibi neden o zavallıya yükleniriz.Kaybolup giderken hayatın içinde hiç fark etmeyiz bile onu.Kimse sokulma zahmetini göstermez ona.Kimse dokunmaz,akrebine,yelkovanına…Duvarımızın bir köşesine asılmış bekler bütün gün.Canı hiç mi bir şey istemez?Elbette ki ister.Ama biz,onu soluğumuzun hışırtısından duymayız…Sürekli,tik tak diye sesler çıkarır zavallı.Bir bebek nasıl ağlıyorsa,o da aynen sesini duyurmaya çalışır sahibine ama nafile!Sabahları;işinize veya okulunuza gitmeniz için sizi uyarır devamlı.Dikkatinizi çekmek ister ama siz onu canını acıtırsınız ve sinirlenerek bir tane vurur,onu susturursunuz.Duvar saatleri hep kol saatlerine özenmiştir.Sahibinin tenine değmek,her saate bakışında mutlu olmak onların en büyük arzularıdır.Ama siz yok edersiniz bu arzularını.Fakat her şey siz bir gün yaşlanınca değişir.Boş ve soğuk duvarların ardında ondan başka ses duymazsınız.Konuşacağınız bir kimse yoktur etrafta.Zamanında ona yaptıklarınızı düşünür af dilemek istersiniz.Ama o hemen alarma geçer.Çünkü sahibine sağdıktı o!Ne kadar zamanı geçirse de,af diletmez sahibine kendisi için.Aynen önceden sizin yapmadığınız gibi…Çalar durur.Sizi sevindirmeğe çalışır.Aynı sizin daha önce yapmadığınız gibi…

Kum saati


Kum saatleri zamanın geleneksel sembolüdür. Saatin ilk tasarımı olan yumurta biçiminde cam kaptan akan kum yüzyıllar boyunca sabit kalmıştır. Saatlerde kumun yanında, zaman zaman pudra haline getirilmiş yumurta kabuğu, civa ya da ince toz siyah mermer de kullanılmıştır. Kum saati, Avrupa’da ilk kez 8. yüzyılda bir papazın buluşuyla kullanılmaya başlamıştır. Camcılık becerisi geliştikçe, kumun doldurulduğu ağız da eritilerek kapatılmış ve nemlenerek akışın zorlaşmasının önüne geçilmiştir.
16. yüzyıldan günümüze bu saatler sürekli zamanı ölçmek için değil, belirli bir sürenin başlangıcını ve bitişini göstermek için kullanılmıştır; kiliselerde dua süresi, gemilerde tayfaların nöbet süresi ya da gemilerin hızlarının belirlenmesi.
Belirli sayıda kulaç aralıklarıyla düğüm atılmış ve ucuna bir kütük bağlanmış bir ip denize atılıyor ve bir gemici kum saatiyle belirli zaman dilimleri içinde kaç düğümün suya girdiğini sayıyordu. Eğer belirlenen sürede beş düğüm inmişse, geminin hızı beş deniz mili oluyordu. 19. yüzyıl sonuna kadar yelkenli gemilerde hız belirlemek için bu yöntem kullanılmıştır. Soğuk iklimlerde su saatine göre daha yaygın kullanımı olduğu halde, kum saati gün boyunca zaman ölçümü için çok uygun bir gereç değildi. Bunun için, ya çok büyük yapılması, ya da başında her an birinin beklemesi gerekiyordu. Bazı kum saatlerinde bulunan kadrandaki gösterge, saatin her başaşağı edilişinde bir saat ileri alınıyordu. Yine de, kum saati uzun bir dönem boyunca küçük zaman aralıklarının ölçülmesinde başarıyla kullanılmıştır.

Güneş saati

Zamanı ölçmek için ilk çabalar güneş saatiyle başlamıştır. Bu ilk saatler, yüzyıllar boyunca zamanın ölçülmesi için kullanılan en yaygın araç olmuşlardır. Güneş saatleri, özel olarak hazırlanmış bir milin gölgesinin, Güneş’in görünen hareketine uygun olarak yine özel olarak hazırlanmış mermer, taş veya madeni bir zemin (kadran) üzerindeki hareketine göre zamanın ölçülmesine yarayan araçlardır. Saat, güneşin oluşturduğu gölgeyi ölçer. Bu yüzden güneş saatleri ancak bol güneşli ülkelerde ve gündüzleri kullanılabiliyordu.
Saat sisteminin gelişmesi tamamıyla dinî sebepler yüzündendi. Mısır dilinde saat anlamına gelen "wnwt" aynı zamanda rahiplerin yaptığı dini görev anlamına da geliyordu. Gündüz saatleri, Güneş Tanrısı Ra’nın ilerleyişine göre ölçülüyordu ve rahipler güneşin yolunu izlemek için değişik şekillerde yapılmış güneş saatleri kullanıyorlardı.
M.Ö. 3500’lerde yapılmaya başlayan ve ilk zaman ölçme aracı sayılabilecek obeliskler, aynı zamanda tarla parselasyonunda da kullanılıyorlardı. Uzun, yukarı doğru incelen dörtgen yapının üst sivrisi kare biçimindeki düzlemin ortasında değil kenara kaymış olarak yapılıyordu. Hareket eden gölge, günü ikiye bölerek zamanı gösteriyordu. Yılın değişik zamanlarında gölge uzunlukları işaretlenip en uzun ve en kısa olanı bulunuyor ve böylece yılın en kısa ve en uzun günü de belirlenebiliyordu.
Güneş saatlerinin bir başka çeşidi de T şeklindeki saatlerdir. T biçiminde birbirine bağlanmış iki çubuktan oluşan bu saatlerde kısa çubuğun gölgesi uzun sapın üzerindeki numaralara düşüyordu. Sabahları doğuya doğru, öğleden sonraları ise batıya doğru tutulan saatte, 1’den 10’a kadar sayılar kullanılıyordu. Taşınabilen ilk zaman aracı olan bu saat, M.Ö. 1500’lerde kullanılmaya başlanmıştır. Bu alet, günü 10 parçaya ve sabah ile akşam olmak üzere iki ‘alacakaranlık saatler’ine bölüyordu. T biçimindeki güneş saatlerinde, günün ilk ve son saatlerinde gölgenin sonsuza kadar uzaması ve kadran üzerinde izlenememesi sorun yaratıyordu.
Güneş saati tasarımındaki en büyük gelişme, gündüz saatlerini eşit dilimlere ayırabilmeyi sağlayan yarım küre biçimidir. M.Ö. 300 yıllarında Keldani astronom Berossus’un bulduğu bu tip saatlerde yarımküre içbükey olarak yerleştiriliyordu. Herhangi bir günde gölgenin yarımküre üzerinde izlediği yol, Güneş’in gökyüzünde izlediği yörüngenin kopyası oluyordu. 12 eşit bölüme ayrılmış yarımküre üzerinde yörüngeler çizilip, her mevsimle ilişkili saat başları birer eğri ile birleştiriliyordu.
Sümerlerle başlayıp Mısırlılar ve Babillilerle devam eden güneş saatleri Yunanlılarla daha da geliştirilmiştir. Romalılar ilk güneş saatlerini M.Ö. 1. yüzyılda yapmışlardır. Mimar Vitruvius’un belirttiğine göre, Roma’da çok yaygın olarak kullanılan saatlerin 13 değişik türü bulunuyordu.
O dönemin usta matematikçileri olan Araplar daha yaratıcıydılar. Saatçiliğe çok önem veren Araplar güneş saatlerinin birçok ilkesini geliştirmişlerdir. Arapların ünlü düşünürlerinden Abu’l Hasan, eşit saatlerle hesaplama sistemini bularak, 13. yüzyılın başlarında horoloji tarihinin en önemli adımlarından birini atmıştır.
İlk çağlarda çabuk gelişme gösteren güneş saatleri ortaçağ boyunca 5-16. yüzyıllar arasında pek ilerlememişlerdir. Ancak, 1500-1800 yılları arasında astronomiye paralel olarak hem çeşit hem de kullanışlılık açısından gelişmişlerdir.
En ayrıntılı ve hassas güneş saatleri İslâm güneş saatleridir. İslâmiyet’te namaz vakitlerini bilme isteği güneş saatlerini buna göre ayarlama zorunluluğu getirmiştir. Öğle namazı bir cismin gölgesinin en kısa olmasıyla başlar, gölge o cismin iki misli olduğunda, ikindi namazı başlamış olur. Bu iş için caminin avlusuna bir sopa dikilir. Cismin gölgesinin mevsimlere göre tespit edilmesi ve namaz vakitlerinin buna göre işaretlenmesiyle gelişmiş bir yatay güneş saati elde edilir. Bilinen en eski İslâm güneş saati 868-901 yılları arasında Mısır’da hüküm süren Tolunoğlu Ahmed’in Fustat’ta yaptırdığı camide bulunmaktadır.
Güneş saatlerinde zamanın uzunluğu bir mevsimden ötekine değişiyordu. Mısırlılar günü 24 parçaya bölmüş olsalar da bu şimdikinden farklıydı. Güneşin doğumundan batımına kadar geçen zamanı ona bölüyorlardı, ancak bu birimler yazları daha uzun oluyordu. Geçen yıllarla ve her mevsim kayan gün doğumlarıyla gündüz ve gece saatleri tamamen değişiyordu. Daha sonraları gündüz ve gece süreleri 12 saat uzunlukta hesaplanmış olsa da, bu yine mevsimden mevsime değişmekteydi. Güneş saati karmaşık bir sistemdi ve çok esnekti. Daha basit sistemlere ve akşam saatlerini izlemeye duyulan ihtiyaç, değişik arayışlar getirdi ve insanlar zamanı ölçebilmek için gökyüzüyle ilişkisi olmayan başka araçlara yöneldiler.

Su saati

Güneş saatleri kadar eskiye dayanan ancak, tam zamanı bilinmese de ilk tipleri Mısır’da bulunan su saatleri, dibinde delik olan bir kovanın boşalması ve dolmasıyla zamanı gösterir. Bu saatler, zamana yeni bir bakış şeklini olanaklı kılmıştır. Güneş saatleri belirli bir zamanı gösterirken, su saatleri ne kadar zaman geçtiğini de gösteriyordu. Bu yüzden su saatinin icadı zaman ölçümünün gerçek başlangıcı sayılabilir.
Su saatlerine su hırsızı anlamına gelen "klepsydra" deniyordu. Bu saatleri, ilk olarak Mısırlılar icat etmiş olsalar da, Yunanlılar geliştirmişlerdir. Su saatleri yüzyıllar boyunca mekanik saatlerin bulunmasına kadar kullanılmıştır. Tek çanaktan oluşan su saatlerinde, içi su dolu ve altında bir delik olan çanağın içinden dışarı su boşaldıkça içindeki işaretler zamanın geçişini gösterir. Bu tip saatler daha çok duruşmalarda avukatların konuşma sürelerini belirlemede kullanılmıştır. Birkaç çanaktan oluşan türlerde ise, su bir çanaktan diğerine doluyordu.
Su saatlerinin başka bir çeşidi de dibinde delik olan metal bir kaptan oluşuyor. İçi su dolu böyle bir kap daha geniş bir kabın içine konduğunda yavaş yavaş doluyor ve dibe batıyor. Mısır’dan başka, İngiltere ve Seylan’da da bulunmuş olan bu tip su saatleri, günümüzde hâlâ Kuzey Afrika’da bazı yörelerde kullanılmaktadır. Su saatleri popülerleştikçe daha çok özenilerek yapılmaya başlanmış ve karmaşık mekanizmalar üretilmiştir.
M.Ö. 250’de Arşimet, yaptığı su saatine dişliler ekleyerek gezegenleri ve ayın yörüngesini de göstermiştir. Daha gelişmiş su saatleri M.Ö. 100 ve M.S. 500 yılları arasında Yunan ve Romalı horolog ve astronomlar tarafından yapılmıştır. Bu saatlerde damlama deliğinin aşınmasını ya da tıkanmasını önlemek için delik değerli taşlardan yapılabiliyordu. Su basıncı düzenlenerek akış sabit kılınıyordu. Bazı su saatleri zil çalan, çakıl taşı fırlatan mekanizmalarla donatılmıştı. Hatta bazılarında kapılar açılıp insan figürleri çıkıyor ve bunlar saati haber vermek üzere zil çalıyorlardı.
M.S. 200 ve 1300 arasında Uzak Doğu’da mekanik göksel su saati yapımı gelişmişti. 3. yüzyıl Çin klepsydraları astronomiyle ilgili konuları gösteren değişik mekanizmaları içeriyordu. En karmaşık saat kulelerinden birisi Çin’de Su Sung’un M.S. 1088’de yaptırdığı dev saat kulesidir. Yedi-sekiz metrelik kulede gündüz ve gece her saat başında iki parlak bronz top yine bronzdan yapılmış iki şahinin ağzından bir bronz kabın içine düşüyordu. Kabın dibindeki delik, bronz topun yeniden yerine dönmesini sağlıyordu. Şahinlerin üstünde de günün her saati için bir dizi kapı ve daha yukarıda da yanmamış durumda birer lamba duruyordu. Her saat başında bronz toplar düştükçe bir çan çalıyor ve biten saatin kapısı kapanıyordu. Toplar gece saatlerini belirtmek üzere düştüğünde ise o saatin lambası yanıyordu.
Yunanlı astronom Andronikos’un M.S. 1.yy’da yaptığı Rüzgâr Kulesi, klasik antik çağdan sağlam kalan ender binalardandır. Sekizgen biçimindeki yapıda, mekanik klepsydranın yanında güneş saati, yel değirmeni ve bazı bilimsel araştırmaların yapılmasına yarayacak düzenlemeler ve bir su tankı bulunuyordu.
Su saatleri de sadeliklerine rağmen sorunluydular. Soğuk bölgelerde suyun akışkanlığının azalması, deliğin tıkanması, suyun sabit akmaması gibi sorunlar vardı. Bütün bunlara rağmen su saatleri yüzyıllarca kullanılmıştır.

Elektrik sayacı

Elektrik sayaçları, üretilen veya tüketilen elektrik enerjisimiktarını ölçen aletlerdir. Elektrik enerjisi miktarı Watt-saat (Wh) olarak belirtilir. Bu daWatt olarak çekilen güç ile saat olarak bu gücün çekildiği zamanın çarpımını gösterir.Pratikte enerji birimi olarak daha çok Wh’in 1000 katı olan kilowatt-saat (kWh) veya1000 000 katı olan Megawatt-saat (MWh) kullanılır.Sayaç bir tarafından wattmetre gibi bağlı olduğu devrenin gücünü ölçerken diğertarafından zaman içinde değişen bu güçlerin zamanla çarpımlarını toplayıp Kwh veya Mwholarak kayıdeder.Sayacın gövdesi ve kapakları IP 54 bina dışı standardına uygun tamamen sızdırmazdır.Üstün nitelikli alev yürümez malzemeden yapılmıştır. Bütün elektronik komponentler PCBözel kart üzerine monte edilmiş ve bu kartlar sayaç gövdesine vidalanmıştır. Üst kapaksayacın fabrikada kalibrasyonundan sonra vidalanıp T.C. Sanayi Bakanlığı yetkili personelitarafından mühürlenir. Ayrıca açılmaya karşı emniyet anahtarı mevcuttur.Üç fazlı elektronik kombi sayaçlar aktif, reaktif ve kapasitif enerjiyi özel chipvasıtasıyla hassas olarak ölçer. Yüksek kaliteli analog digital counters (ADC) ile digitalsignal (DSP) ile entegre eder. Bu sayaçlar tarih ve saat, 4 tarife altında ölçüm yapma, bilgiiletişimi sinyal çıkışı, 12 ay veri kaydetme gibi gelişmiş özelliklerle donatılmıştır. -40 °C+70 °C dereceleri arasında ℅ 95 nem miktarında çalışma aralığına sahiptir.sayacın Teknik ÖzellikleriDirek tipi trafo ölçüm panolarında 3 fazlı 4 telli 4 tarifeli demantmetreli akımtrafolu (x5) Aktif-Reaktif-Kapasitif 3x220/380 V elektronik sayaçkullanılmaktadır.*Güç sarfiyatı gerilim devresinde 10 VA,2 W, akım devresinde 4 VA’dır.*Pil ömrü 10 yıl’dır (lityum pil ile).*Zaman dilimleri ve tarifeler proğramlanabilir. Gün içinde 12 ayrı zaman dilimibelirlenip, belirlenen bu zaman diliminde 4 tarifeden biri seçilebilir.Ayrıca 32 tatil günü, 8 ayrı günlük, 8 ayrı haftalık ve 12 aylık proğramyapılabilir. Örnek olarak günlük zaman proğramı(TP) 06.00-17.00 T1 , 17.00-22.00 T2 , 22.00-06.00 T3gibi… (Her zaman dilimindeki tüketim farklıfiyatlandırılmaktadır.)*Demant sıfırlama butonu mühürlenebilir özelliktedir, TEDAŞ yetkililerimühürler.* Sayaç kendisindeki devreleri sürekli olarak kontrol ederek arıza menüsündearıza var veya yok ekrana getirir.* Klemens kapağı ve üst kapak açma kapama kayıdetme özelliği vardır.*Optik portla ve RS 485 –RS 232 adaptör yardımıyla doğrudan bilgisayardanokunur.*Sinyal çıkışı, sayaç üzerinde yanıp sönen led vardır, x5 sayaçlarda 1kwh için1600 kez led yanıp sönme yapar.*Yaz/kış saati zaman ayarını 16 yıl boyunca otomatik olarak yapar.*Ekrana bilgi çağırma butonları, mavi butona basılarak ekran çağırma modudevreye girer. Butonlara her basış ve bırakılış 0,5 sn’lik bir süreden sonraekranda görüntü çıkar. Elektrik kesilse bile bilgiler ekranda görünür.*Auto display, ekranda her bilgi 5 sn.ekranda kalır ve otomatik olarak kendindensonra gelen bilgi ekrana gelir

Köstekli saat


Zamanla işimiz. Onun kendi kendineliğini yaşamlarımıza düşürüp, adımlarına adımlarımızı uydurarak (kah soluklanıp kah hızlanarak) devinmemiz de bu yüzden. Bu sürekliliğin içinde bir yandan ne hızlı geçtiğinden yakınmakta, bir yandan da hesabını ve kayıtlarını tutmaktayız zaman’ın. Antik Yunan’dan başlayarak kullanılan güneş saatleri, Romalıların oniki saate böldükleri günleri, her ayın günlerini gösterecek biçimde ayarlanabilen su saatleri, camdan hazneleri kadar kum taneciklerinin büyüklüğüne ve kumun aktığı aralığın genişliğine göre de değişen kum saatlerini düşününce insanoğlunun ölçeksizliğine , ölçüsüzlüğüne katlanamadığı bir kavram olup çıktığı belli zamanın.
İ.Ö. 1. yy’da İspanya’da doğmuş olan Latin şairi Martialis’in dizelerine göre şöyleydi mesela Roma’da zaman:

İlk saat ve ikincisi sabah ziyaretinde bunaltır himaye edilenleri,
Üçüncü saat üçkağıtçı avukatlar için hareketlidir,
Beşinciye kadar Roma çeşitli işler yaparak geçirir zamanı,
Altıncı saat ağır bir sessizlik getirir, herşey durur yedincide,
Sekizinci ve dokuzuncu, gücü kuvveti yerinde olanlar için güreşme vakti,
Dokuzuncu saat davet eder, yemek divanlarının üzerine yığılmış yastıklara gömülmeye: Onuncu benim karalama saatim, Euphemus,
Ve sen kutlamalar için ambrosia karıştırmaktasındır bu sırada
Soylu Caesar ise, güzel elinde bir kadeh dolusu içkiyle rahatlamaktadır.

Saatlere bölünen günlerin var ettiği haftalar, haftalarının niceliğini gözeten aylar ise takvimlere işlenir, ki kimse yolunu, yolculuğunun seyrini, duraklarını, yoldaşlarını yitirmesin.

ROMAN

Bir düzyazı türü olan roman, insan ilişkilerini anlatımıdır diyebiliriz. İnsanın yaşadığı Serüvenler, iç dünyasının gerçekliği; insan-insan, insan-mekan, insan-doğa ilişkileri yaşadığı ortamın özellikleri toplumsal olay ya da olgular ekseninde belli insanlık durumları öne çıkarılarak işlenir. Romanın burjuva toplumunun bir ürünü olduğu, 18. ve 19. yüzyılda gerçek kimliğine kavuştuğu söylense de; burjuva öncesi dönemde, özellikle Ortaçağ ve Rönesans edebiyatında kimi roman örneklerine rastlamaktayız. Romanın ortaya çıkışında söylenceler, destanlar, kahramanlık öyküleri ve masalları ilk kaynak olarak alabiliriz. Roman sanatının günlük yaşama dönük soyutlayıcı bakışı öncesinde ise söylenceler, mitolojik öyküler, şövalye ve kahramanlık öyküleri, anılardır. Romana ilk elden kaynaklık eden Pikaresk roman anlayışıyla yeni bir insan tipi ortaya çıkarılır. Romandaki ana figür olan tip dünyaya ve toplumsal yaşama aşağıdan yukarıya doğru yönelmiş bir bakışla bakar, bu eksende gezgin bir ruhla yaşar. Sürekli bir dönüşüm içindedir. İlk başarılı roman örneğini 17. Yüzyılda Miguel de Cervantes (1547-1616) Don Quijote (1605-1615) adlı yapıtıyla verir. 18. yüzyılda, Cervantesin açtığı gerçekçi yolda, roman sanatının gelişmesinin ilk öncüleri İngiliz romancılar Samuel Richardson (1689-1761) ve Henry Fieldingin (1707-1754) ürünlerine rastlarız. Gerçeğe, tarihe bağlılıkları romanı olaylar dizisi anlatan, kahramana bu bakımdan anlamlar yükleyen bir tür olarak, diğer türlerden ayrıcalıklı bir yere getirir. 18. yüzyıla gelindiğinde romanın etkinlik alanı genişlerken; yaşanmışlık duygusunun ağır bastığı olayların hikaye edilmesiyle de yeni bir dönem başlar. Daniel Defoenün (1660-1731) Robinson Crusoede (1719) ıssız adaya sığınan insanın serüvenini anlatmasını roman sanatının gelişimine katkı olarak alabiliriz. Roman sanatının anıların ötesinde bir edebiyat türü olduğunun, belki de altını en iyi çizen, bir romandır. Ayrıca bu tür bir romanın ortaya çıkış koşullarını da ayrıca değerlendirmek gerekecektir. Çünkü bu yüzyıl bilimde, teknoloji ve toplumsal gelişmelerde birçok şeyin önünü açacak olan bir dönemin başlangıcıdır. Goethenin (1749-1832) Faustunun (1831) bu süreçte çıkmış olması da önemlidir. Aydınlanma düşüncesi, kuşkusuz, romanın gelişimini de etkilemiştir. Bu anlamda Faust yeniçağın simgesi durumundadır. Romantizmin etkin olduğu bu süreçte aydınlanma romanının ilk nüveleri verilmektedir. Diderot (1713-1784) Rameaunun Yeğenini (1762-63), J. J. Rousseau (1712-1778) Yalnız Gezerin Hayallerini yazar. Puşkin (1799-1837) Yüzbaşının Kızı, Lermontov (1814-1841) Zamanımızın Bir Kahramanı romanlarıyla; Victor Hugo (1802-1885) roman külliyatıyla yeni dönemin hazırlayıcı yazarlarındandırlar. Romanda bakış açısının kurulması, anlatım biçiminin belirlenmesi, romanın yapısını oluştururken kahraman, çevre, olay ekseninde gelişen bireysel ve toplumsal durumların romanın bu yapısı içinde yer alış biçimi. . . gibi roman sanatına dair sorunlar 19. Yüzyıl romanıyla gündeme gelir, ele alınır. Roman kuramının asıl oluşma süreci de bu dönemde başlar. Stendhal (1783-1842), Balzac (1799-1850) Flaubert (1821-1880), Turgenyev (1818-1883), Dostoyevski (1821-1881), Tolstoy (1828-1910), Zola (1840-1902), Henry James (1843-1916), Proust (1843-1916) yüzyılın önemli romancıları olarak öne çıkmaktadırlar. 20. yüzyıla gelindiğinde roman sanatı bireyin zaferi olarak algılanır. İnsanlığın tarihinin dönüm noktalarında varolan bir sanat olarak yerini almıştır. Feodalizmin yıkılıp burjuvazinin ortalya çıkışı bir bakıma romanın da tarihini yazıyordur. Romanın gelişme çizgisi bu eksende yerini bulur. 19. yy. romanı bunun kanıtıdır. Yeni yüzyıl ise roman sanatı adına arayışlar, buluşlar, yenilikler getirir. Yeni anlatım yolları, teknikler denenir. Roman, edebiyat ortamlarında kabul gören bir tür olur. Yenilikçi bir roman anlayışının öncülerine yüzyılın başlarında rastlamaktayız

HİKAYE

Yaşanmış veya tasarlanmış bir olayı, bir durumu; yer, kişi ve zaman belirterek anlatan kısa yazılara öykü(hikaye) denir. Genellikle romandan kısa olurlar, dar bir zamanı kapsarlar, kişileri romana göre daha azdır, anlatılanları tek ve sınırlıdır ve olayla ilgili yer ve zaman belirtirler. Serim düğüm ve çözüm denilen üç bölümden oluşurlar.Olayı sürükleyen bir kişi(öykünün kahramanı) vardır. Hikaye kısalığı ve kurgusuyla masala, kişilerin nitelendirilmesi, eylemin işlenişi ve canlandırılmasıyla da romana yaklaşır. Hikayenin kısalığı yapısal olarak, kişinin niteliğiyle geliştiği eylem arasındaki sıkı bağdan kaynaklanır. Hikayenin çerçevesi, çoğu kez anlatıcının durumunu belirterek çizilir. Halk hikayeleri; konuları bakımından, Aşk Hikayeleri ve Kahramanlık Hikayeleri olarak ikiye ayrılır.Aşk hikayelerine örnek olarak Kerem ile Aslı’yı, kahramanlık hikayelerine ise Köroğlu ile Kirmanşah’ı verebiliriz.

MASAL

Hayal dünyamızı süsleyen, bizi gerçek hayattan alarak, rüyalar alemine götüren dertlerimizi, sıkıntılarımızı bir an da olsa unutturan masalların mazisi oldukça eskidir. Masal derlemelerimiz sırasında, hangi kaynak şahsımıza, ‘Bu masalı kimden dinledin’ diye sorduysak, hepsi de ‘büyüklerimizden, annemden, babamdan, dedemden, ninemden’ gibi cevaplar vermiştir.
Eğer büyükler/anneler/babalar … hayatta olsaydı herhalde onlar da aynı cevapları verecekti ve bu durum bir zincirleme şeklinde, bilemediğimiz bir zamana doğru uzayıp gidecektir.
İşte, geçmişi çok eskilere dayanan masallarla ilgili olarak başta sözlükler olmak üzere Türk ve yabancı araştırıcılar, değişik tarifler yapmaktadır. Saim Sakaoğlu, Gümüşhane Masalları Metin Toplama ve Tahlil adlı eserinde, o zamana kadar yapılan en önemli masal tariflerini verdikten sonra, kendisi de, ‘Kahramanlarından bazıları hayvanlar ve tabiatüstü varlıklar olan, olayları masal ülkesinde cereyan eden, hayal mahsulü olduğu halde, dinleyicileri inandırabilen bir sözlü anlatım türüdür’ der.1
Pertev Naili Boratav ise masalı şu şekilde tarif etmektedir: ‘Nesirle söylenmiş, dinlik ve büyülük inanışlarından ve törelerden bağımsız, tamamıyla hayal ürünü, gerçekle ilgisiz ve anlattıklarına inandırmak iddiası olmayan kısa bir anlatı’.2
Şükrü Elçin de Halk Edebiyatına Giriş adlı eserinde, masallardan bahsederken, ‘… İşte, böyle bir zaman içinde, köklü geleneğe bağlı, kolektif karakter taşıyan, ‘hayali-gerçek’, ‘mücerret (soyut b.n.)-müşahhas (teşhis edilmiş, tanınmış b.n.)’, ‘maddi-manevi’ birtakım konu, macera, vak’a, problem, motif ve unsurlar, nesir diliyle, vakit geçirmek, insanları eğlendirirken terbiye etmek düşüncesinden hareketle, hususi bir üslupla anlatılır veya yazılır’ der.3
Yine masal konusu üzerinde çalışmış olan bilge Seyidoğlu ise, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi için hazırlamış olduğu ‘masal’ maddesinde şöyle der: ‘Masal kelimesi ile halk arasında, yüzyıllardan beri anlatılmakta olan ve içinde olağanüstü kişilerin, olağanüstü olayların bulunduğu, ‘bir varmış, bir yokmuş’ gibi klişe bir anlatımla başlayan, belli bir uzunluğu olan, sonunda, ‘yedi, içti, muratlarına erdiler’ yahut ‘onlar erdi muratlarına, biz çıkalım kerevetine, gökten üç elma düştü biri anlatana, biri dinleyene, biri de bana’ gibi belirli sözlerle sona eren, zaman ve yer kavramlarıyla kayıtlı olmayan, bir sözlü anlatım türü kastedilmektedir’.4
Taşeli Platosu Masallarında Motif ve Tip Araştırması adlı bir doktora tezi hazırlayan Ali Berat Alptekin de, çalışmasının önsözünde, masalı şöyle tarif eder: ‘Masal, nesirle söylenmiş ve dinleyicileri inandırmak gibi bir iddiası olmayan, tamamı ile hayal ürünü olan mensur bir türdür’.5
Hiç şüphesiz, yukarıdaki tariflerin hepsinde doğru olan taraflar olduğu gibi eksik kalan yönler de vardır. Biz, bu açıklamaları da göz önüne alarak, masalları şu şekilde tarif etmeyi uygun bulduk: ‘Genellikle özel kişiler tarafından, kendisine mahsus (olağanüstü) zaman, mekan ve şahıs kadrosu içinde, yaşanılan hayatla hayal edilen hayatın sistemli bir şekilde ifade edildiği, klişe sözlerle başlayıp, yine klişe sözlerle biten hayal ürünü sözlü anlatım türüdür’ ”.

MAKALE

Yazarın belli bir konuda, genellikle günlük politika ile ilgili görüşlerini dile getirdiği kısa metinlerdir. Makale, asıl gazetelerin yaygınlaşması ve gelişmesiyle kendini gösteren bir edebi türdür. Yazar bu kısa yazılarda çeşitli konulara ilişkin kişisel görüş eleştiri ve önerilerini sıralayabilir. Ya da politik veya toplumsal sorunlara değinebilir. Konular politikanın yanı sıra, bilim, dil, kültür gibi yazarın tercih ettiği herhangi bir alan da olabilir. Makalenin amacı, açıklama, eleştiri, tanıtım, bilgilendirme de olabilir. Ama genellikle eleştirel tutum ön plandadır. Makaleler, günlük yazıldıktan sonra bir araya getirilerek makale kitapları şeklinde yayınlanabilir.Wikipedia’nın tanımı:Genel Anlamda Makale :Bir gerçeği açıklamak, bir konuda görüş ve düşünceler öne sürmek ya da bir tezi savunmak, desteklemek için yazılan yazılara makale denir.Özellikleri* Anlatım yalın ve yoğundur, nesnel bir nitelik taşır.* Öne sürülen düşünce ve tez kanıtlanır.* Söz oyunlarına başvurulmaz, süslü anlatımdan uzak durulur.* Her konuda makale yazılabilir.* Gazete ve dergilerde yayımlanır.Diğer bir tanımMakale, bilim, fen konularıyla siyasal, ekonomik ve toplumsal konuları açıklayıcı veya yorumlayıcı niteliği olan gazete ve dergi yazısı.Yazarın belli bir konuda, genellikle günlük politika ile ilgili görüşlerini dile getirdiği kısa metinlerdir. Makale, asıl gazetelerin yaygınlaşması ve gelişmesiyle kendini gösteren bir edebi türdür. Yazar bu kısa yazılarda çeşitli konulara ilişkin kişisel görüş eleştiri ve önerilerini sıralayabilir. Ya da politik veya toplumsal sorunlara değinebilir. Konular politikanın yanı sıra, bilim, dil, kültür gibi yazarın tercih ettiği herhangi bir alan da olabilir. Makalenin amacı, açıklama, eleştiri, tanıtım, bilgilendirme de olabilir. Ama genellikle eleştirel tutum ön plandadır. Makaleler, günlük yazıldıktan sonra bir araya getirilerek makale kitapları şeklinde yayınlanabilir.ANSI’nin (Amerikan Ulusal Standartlar Enstitüsü) tanımı şöyledir: Bilimsel makaleler, bilgi birikimini önemli ölçüde genişletmek, belirli bir bilgiyi veya anlayışı teyit etmek amacıyla yazılan ve nitelikli bir araştırmacının verilen bilgilerden hareket ederek,a) Araştırmayı aynı koşullarda tekrarlamak suretiyle sonuçların doğruluğunu test edebileceği,b) Kurgulanmış olduğu çalışma Yazarın gözlemlerini, hesaplamalarını, mantık yürütme biçimini ve kuramsal çıkarımlarını izleyebileceği,c) Sonuçların geçerliliğini yargılayabileceği, yazım biçiminde iddialar yanında yetersizlik ve kısıtların da vardır.Amacı ne kadar bilgilendirmek, aydınlatmakta olsa makaleler bir sebepler topluluğunun var ettiği sonuçlar birliğidir.

DENEME

Deneme, bir yazarın belli bir konuya ilişkin kişisel duygu ve düşüncelerini anlattığı metinlere denir. Bu tür ilk yazıları 16. yüzyılda Fransız yazar Michel de Montaigne yazdı ve Essais (Denemeler) adıyla yayımladı. Bugün bir çok ülkede ilgiyle okunan edebiyat türünün de adını koymuş oldu.Deneme, yazarın belli bir konuda görüşlerini kısa biçimde anlattığı edebiyat türüdür. Denemelerde, edebiyat, sanat, insanlar, gelenekler, hatta gülünç olaylar gibi değişik konular ele alınabilir. Örneğin, İngiliz yazar Charles Lamb 19. yüzyılın başlarında, "Domuz Rostosu Üzerine" adlı bir deneme yazmıştı. Bu denemede ateşle oynamayı seven bir Çinli çocuğun rastlantı sonucu kızarmış domuz etini tadan ilk insan olduğu mizah yollu anlatılıyordu.İyi bir deneme yazmanın yollarından biri, belli bir konudaki düşünceleri önce bir kâğıda gelişigüzel not etmektir. Bundan sonra not edilen düşünceleri, anlaşılmalarını kolaylaştıracak bir düzene sokmak gerekir. Bir deneme için her zaman, okurun ilgisini çekecek ve denemeyi sonuna kadar okunmasını sağlayacak bir giriş cümlesi çok önemlidir. Deneme, aynı ölçüde dikkat çekici bir biçimde de bitirilmelidir. Denemeyi okurken yazarla birlikte düşünsel yolculuğa çıkan okurun sonunda düş kırıklığına uğramaması, demene yazarı açısından dikkat edilmesi gereken bir noktadır.Öte yandan, düşüncelerin paragraflara göre düzenlemesi gerekir. Öne sürülen her yeni düşünce için ayrı bir paragraf kullanılmalı ve her paragrafta bir ana düşünce işlenmelidir. Birçok deneme üç ya da daha fazla paragraftan oluşur. Denemenin paragraflara bölünmesi, söylenmek istenilenin kolay ve açık bir biçimde ortaya koyulmasını sağlar. Deneme Fransız yazar Montaigne ile başlamış olmasına karşın, daha sonraki yıllarda İngiliz yazarlar tarafından geliştirilmiştir. Ünlü İngiliz denemecileri arasında Francis Bacon, Joseph Addison ile İrlandalı Richard Steele sayılabilir. ABD'li en ünlü deneme yazarları Ralph Waldo Emerson ile Henry David Thoreau’dur. Edgar Allan Poe şiir üstüne, James Thurber de mizah türünde yazdığı denemelerle okurlarını etkilemişlerdir.Montaigne’den sonraki ünlü Fransız deneme yazarları arasında Theophile Gautier, Anatole France ve Hippolyte Taine sayılabilir.Türk edebiyatına deneme türü, Batı edebiyatlarının etkisiyle Tanzimat'tan sonra girmiş ve Cumhuriyet'ten sonra gelişmiştir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmed Haşim ve Falih Rıfkı Atay aynı zamanda başarılı deneme yazarlarıydı. Deneme türünün en güzel örneklerini ise Nurullah Ataç verdi. Bu türde örnekler veren öbür önemli yazarlarımız arasında ise Ahmed Hamdi Tanpınar, Sabahattin Eyuboğlu, Suut Kemal Yetkin, Vedat Günyol, Melih Cevdet Anday, Memet Fuat, Salah Birsel, Nermi Uygur, Fethi Naci, Cemal Süreya, Füsun Altıok ve Selim İleri sayılabilir.

GÜNLÜK

Öğretmeye bağlı, gerçekçi anlatım türlerinden biri olan günlükler, bir kişinin önemli ve kayda değer bulduğu olayları , gözlem , izlenim duygu düşünce ve hayallerini günü gününe tarih belirterek anlattığı yazdığı yazı türüdür. Latincedeki “dies ( gün ) sözcüğünden “diarium” ( günlük ) sözünden gelirEdebiyat ve sanat dünyasından tanınmış kişilerin kaleminden günü gününe yazılan günlükler, tüm gerçekliğiyle yaşamı yansıtan birer ayna olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Günlükler, yazarlarının iç dünyasını kurgusuz bir biçimde sergileyerek günlüğün sahibine ilişkin ayrıntılı bilgilere birinci elden ulaşmamızı sağladıkları gibi, yazıldıkları dönemin önemli olaylarına ilişkin tarihsel belgeler olarak da önem kazanırlarÖrneğin 1409 – 1431 yılları arasında Fransız bir papanın tutuğu “ Parisli Bir Burjuvanın Günlüğü”vı. Ve vıı. Charles dönemini araştıran tarihçiler için önemli bir kaynaktır. İngiliz Günlük yazarı John Evelyn’in “Diary” ( günlük ) adlı günlüğü17. yüzyıl İngiltere’sinin toplumsal ve kültürel yapısına ışık tutar.
ÖZELLİKLERİ1- Yaşan olayların, izlenimlerin günün gününe yazılması ile oluşurlar2 - Birinci kişi ağzından yazılmış kısa ve özlü yazılardır3 – İnandırıcı, içten ve samimidirler.4 – Konuşma diline yakın bir dil kullanılır.5 – yazarın kişiliğini, görüşlerini ve ruhsal yapısını yansıtırlar.6 – Gerçekler, yaşanılanlar değiştirilmeden, çarpıtılmadn yazılır7- Tarih, biyografi anı, … için birer belge değeri taşırlar.
GÜNLÜK ÇEŞİTLERİ1 – İçe Dönük Günlükler ( özel ruhbilimsel günlük ) Yazarın bir bakıma kendi kendi ile konuşmasıdır içinde bulunduğu doğal ve toplumsl çevreden yazgısından yakınır. Bu metinlerde yazarın yaşadığı duygusal coşkunluğu bulabileceğimiz gibi, çeşitli kavramlar hakkındaki düşüncelerin yazarın bilincindeki açılımlarını da bulabiliriz. Stendhal’ın günlüğü, Rus yazar Alexander Sergeyeviç Puşkin’in “ Gizli Günce” bu metinlere örnek gösterilebilecek niteliktedir. Fransız yazarı Andre Gide ve bizde Nudullah Ataç bu türün başta gelen ustalarındandır.2 – Dışa Dönük Günlükler : . Bu tip günlüklerde yazarlar, alaycı bir tavırla dönemin olaylarını, siyaset ,sanat ve edebiyat adamlarını ya da gündelik sıkıntılarını öykü tekniği kullanılarak anlatmaktadırlar. Bu tür günlüklerde yazar kendi zaman dilimi içindeki tutum ve davranışlardan,düşünsel akımlardan haber verir. Bu nedenle de bu günlükler birer belge değeri taşır.. Ünlü ressam Paul Gaugin’in o dönemde Fransız kolonisi olan Markiz adalarında yazdığı günlük, dışa dönük günlüklere örnek olabilirYaşadığı hayat kesitlerini, çeşitli konulardaki izlenimlerini öykü tekniği ve zengin betimlemeler aracılığıyla günlüğüne yansıtan ünlü öykücümüz Tomris Uyar’ın günlükleri de dışa dönük niteliğe sahiptir.Bu türler dışında bir de sanat esarlerinin oluşumu ve gelişini ile ilgili günlüklerde vardır. Yazar eserinin gelişme evrelerini günü gününe anlatırken çektiği sıkıntıları, kaygılar çalışma yöntemini de bize göstermiş olur. A. Gide’nin “Kalpazanlar” Thomas Man’ın “Doktor Faustas” bu tür günlüklerin başarılı örnekleridir.
TARİHSEL GELİŞİMİGünlük isimli yazın türünün tarihsel gelişimini ve geçirdiği evreleri incelemek istediğimizde bu yazın türü için iki ayrı dönem olduğunu fark ederiz. Bu dönemlerden ilki günlüklerin edebi bir nitelik kazanmasından önceki dönemdir. Tarihte ilk defa Romalılar günlük kullanmıştır. Edebi içerikten yoksun, bir takım kamu kuruluşlarında yapılan işlemlerin unutulmaması amacıyla tutulan ve “commentarii” adıyla anılan bu ilk günlükler, duygusallıktan uzak notların kabaca birleşiminden oluşmaktadır. Tarihte, bu çeşit günlüklerin savaşlar ve askeri hareketleri not etmek amacıyla kullanıldığı da görülmüştür. Edebiyat değeri taşımayan bu günlükler şüphesiz tarihçiler için önemli kanıtlardır,Osmanlı Teşrifatçılarından Ahmet Ağa Kara Mustafa Paşa’nın İkinci Viyana kuşatmasını günü gününe kaydettiği “Vakay-ı Beç “adlı eseri( Aslı Viyana Milli kütüphanesinde olup “Viyana Önlerinde Kara Mustafa Paşa “ ve “Viyana Kuşatması Günlüğü “ olarak Türkçeye çevrilmiş ) , Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran ve Mısır seferini anlatan “Haydar Çelebi Ruznamesi “ bu dönem ve olaylara ışık tutmuştur .Günlükler edebi değer kazanmaya ancak. Rönesans sonlarına doğru başlamıştır. 1768-1840 yılları arasında İngiltere Kraliçesinin nedimesi ve roman yazarı olan Fanny Burney, saray dedikodularına ve pek çok olaya kendi duygusal izlenimlerini ekleyerek yazdığı günlükle İngiliz edebiyatında önemli bir yere sahip olmuştur19. yüzyılın ortalarına doğru, romantizm akımının en yoğun dönemini yaşamasıyla birlikte günlükler, edebi değeri ve içeriği bakımından çoğalmaya, yaygınlaşmaya ve yazarlarının iç dünyasını yoğun duygularla yansıtmaya başlamıştır.Türk edebiyat tarihi düşünüldüğünde, Divan edebiyatı döneminde tutulan “Ruzname” isimli savaş notları ile Evliya Çelibi’nin “Seyahatname”si tam bir günlük niteliği taşımasa da içerdikleri bazı bölümlerle bu yazın türüne yakınsamakta ve tarihimizdeki ilk günlük örneklerini oluşturmaktadır. Asıl olarak günlüklerin, batı edebiyatındaki biçim ve içeriğiyle Türk edebiyatında yer alması Tanzimat dönemine denk gelmiştir. Direktör Ali Bey’in “Seyahat Jurnali”(1897) adlı gezi kitabı batıdaki anlamıyla Türk edebiyatında görülen ilk günlüktür.Bunu şair Nigâr Hanım ın “ Hayatımın Hikayesi” adlı eseri izler.Günlükler ,1950 yılında Nurullah Ataç’ın bir gazetede günlük yazıları yazmasından ve yoğun ilgi çekmesinden sonra önem kazanmaya başlamıştır. Nurullah Ataç bu yazılarına başlık olarak “Günlük” yerine “Günce” deyişini kullanarak bu deyişi yazın hayatımıza kazandırmıştır. Nurullah Ataç’ın günceleri içe ve dışa dönük içeriğin uyumlu bir sentezi olarak edebiyat dünyasına bu türdeki en bilinen eser olarak geçmiştir.Türk edebiyatındaki en seçkin günlüklerin başında Oğuz Atay’ın günlüğü ile Cemal Süreya’nın “Günler” adlı eseri gelmektedir Bunlar dışında edebiyatımızda kitap olarak basılan en önemli günlükler ve yazarları şunlardır .Günce, Uçuş Günlüğü, Gazi Günlüğü Avusturya Günlüğü : Nurullah AtaçGünlük , Kuşları Örtünmek, Nezleli Karga, Bay sessizlik, Aynalar Günlüğü : Salah BirselYeryüzü Korkusu, Geçmişin Kuşları, Anılarda Görmek : Oktay Akbal“Kafkas Yollarında : Refik Ahmet AltınayYolculuk Defteri : Falh Rıfkı AtayGündökümü, Sesler, Yüzler, Sokaklar, Günlerin

HATIRA "ANI"

Bir kimsenin yaşadığı, gördüğü, içinde bulunduğu olayları, durumları ve yaşantıları sanat değeri taşıyan bir üslûpla anlattığı yazı türüdür. Ünlü yazar Andre Gidé göre anı yazmak, "ölümün elinden bir şey kurtarmaktır. Yahya Kemal'e göre ise "ömrümüz anılardan oluşmuştur. Ömrü ileriye doğru uzatmak pek elimizde olmadığına göre kendimizi geçmişe verip uzun yaşamalıyız."Anılar, geçmişte yaşananlara sanatsal, siyasal ve bilimsel açıdan ışık tutmaları açısından önem taşır. Anılar, edebiyatçılar tarafından kaleme alındıklarında daha ilgi çekici ve sanatsal yönü güçlü yapıtlar ortaya çıkar. Anılar sonradan anımsanarak yazılabildiği gibi, olayın yaşandığı gün sıcağı sıcağına da yazılabilir. Çoğu yazarlar anılarını günlük olarak not ederler. Ne gün yazıldığını hatırlamak için tarih atılan, çoğu zaman her günün sonunda olup bitenin sıcağı sıcağına anlatıldığı, olaylarla ilgili yorumlar değerlendirmeler yapıldığı yazılara günlük veya günce denir. Pek çok insanın tuttuğu anı (hatıra) defteri bir tür güncedir..Edebiyatımızda pek çok anı örneği vardır. Örneğin; Ömer Faruk Toprak'ın Gönen Öyküler'i adlı kitabında ve Ahmet Rasimin Falaka adlı kitabında toplanan öyküler çocuklara yönelik anı öykülerdir. Halide Edip Adıvarın Türkün ateşle İmtihanı, Falih Rıfkı Atayın Atatürkün doğumundan ölümüne kadar, Yakup Kadri Karaosmanoğlunun Gençlik ve Edebiyat Anıları, Oktay Akbalın Günlerde, Halikarnas Balıkçısı'nın Mavi Sürgün, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun bir lise öğrencisinin millî mücadele anıları anı kitaplarının en iyi örneklerindendir.Anılar, anı portre ve düz anılar olmak üzere ikiye ayrılır.Anı portreBir yazarın tek bir kişiyle ilgili anılarını yazdığı anı türüdür. bu anı türünde yazar, kişinin çeşitli yönlerini ele alarak portresini çizer. onu, ruhsal ve fiziksel açıdan anılar yoluyla tanıtır. bu türün en iyi örneklerinden birisi Yusuf Ziya Ortaç'ın portreler adlı anı kitabıdır. Düz anıYazarın çeşitli kişiler, dönemler ve olaylarla ilgili anılarını içeren anı türüdür. Muallim Naci'nin Ömerin Çocukluğu, Aziz Nesin'in Böyle Gelmiş Böyle Gitmez'i, Fikret Otyam'ın İsmet Paşa'lı Yıllar'ı düz anı örneklerinden bazılarıdır.Anı portre ile düz anının farklı yanı; düz anıda, belirli bir döneme ilişkin anıların özellikle belirli bir kişiyi anlatma amacı gütmeksizin anlatılması, anı portrede ise olayların belirli bir kişinin çevresinde anlatılmasıdır.ANININ ÖZELLİKLERİ: 1- Gerçek deneyimleri anlatır. 2- Herhangi bir düşünceyi kanıtlama amacı yoktur; bilgilendirme amacı vardır. 3- Söyleşi havasındadır, dili yalındır. 4- Genellikle öyküleyici anlatım biçimiyle yazılır.5- Konusunu bir yerden alır.

BİYOĞRAFİ

Biyografi nedir?Ünlü bir yazarın,youncunun,bilim insanının,profesörün,tarihçinin kısaca önemli insanların hayatını başka bir kimsenin yazmasına biyografi denir.ÖRNEK:Cem Yılmaz ( 23.04.1973)23 Nisan 1973'te İstanbul'da doğdu.Boğaziçi Üniversitesi Turizm ve Otelcilik bölümünde okurken Leman Dergisinde karikatür çalışmalarına başladı. İlk stand-up gösterisini Leman Kültür'de 1995'in Ağustos ayında gerçekleştirdi. 1995 Aralık tan itibaren de Beşiktaş Kültür Merkezi bünyesi altında gösterilerine devam etmektedir. 2001 yılı sonuna kadar toplam gösteri sayısı 1200'ün üzerinde olup, bunların hemen hepsi kapalı gişe oynayarak , kırılması güç bir rekorun da sahibi olmuştur.Türkiye'nin birçok ilinde sahnelediği gösterisini aynı zamanda Avrupa'nın önde gelen şehirlerinde ve de Amerika Birleşik Devletlerinde yine aynı başarı ile sahneye koymuştur. Leman Dergisi'nde yayınlanan çalışmalarını "Karikatürler" isimli kitabında yayınladı. Şu anda kitabı 14. Baskısındadır. 1998 yılında Ömer Vargı'nın yönettiği "Herşey Çok Güzel Olacak" isimli sinema filminde Mazhar Alanson ile başrolü paylaştı. Bu filmi Türkiye ve Avrupa'da yaklaşık 1,800,000 kişi izledi.Reklam dünyasında da adından söz ettiren sanatçı , "Panasonic" reklamlarının radyo spotlarıyla iki yıl üst üste Kristal Elma ödülüne layık görüldü. Bu firmanın TV filmlerinin yanı sıra "Mavi Jeans" reklamlarında da oynamıştır. 2000 yılının Ocak ayından sonra gösterileri Star TV tarafından yayınlanmakta olup bunları "Gösteri" adlı kasette de Bay Müzik ile piyasaya sürmüştür. Askerlik görevini Temmuz 2001 de tamamlayan Cem Yılmaz gösterilerine devam etmektedir.Özel bir şirket için hazırladığı reklamlar serisi ilgi görmüştür. Reklam ve gösteri çalışmalarına devam etmektedir.Kendi alanlarında ünlü olmuş, siyaset adamı, edebiyatçı, sporcu, bilim adamı, ses, sinema, tiyatro sanatçısı, gazeteci, ticaret adamı gibi kişilerin hayatlarını, neler yaptıklarını, ülke ve dünya insanlığına neler kazandırdıklarını, hayatlarının önemli başarılarını ve dönüm noktalarını bütünüyle anlatan yazı ve kitaplara biyografi (yaşamöyküsü) denir.
Bir kişinin hayatını ayrıntılı olarak veren kişisel biyografi kitapları olduğu gibi, birden çok kişinin hayat hikâyelerini bir araya getiren genel biyografi eserleri de vardır.
Örneğin antolojilerde, ansiklopedilerde, yıllıklarda birden çok kişinin biyografileri çok kısa olarak ana hatlarıyla verilir. Bu eserlerde ya da yazarın kitabının arka kapağında veya iç sayfasında yer alan biyografiler genellikle kısadır. Ayrıntıları atılmış daha çok doğum ölüm tarihleri, doğum yerleri, bitirdikleri okullar, çalıştıkları işler, yazdıkları eserler ve önemli başarıları anılmakla yetinilir. Her döneme, her mesleğe ve her millete ait kişilerin biyografilerini veren eserlere evrensel biyografi, bir millete ait kişilerin biyografilerini verenlere ulusal biyografi, bir bölgeye mensup kişilerin biyografilerinin toplandığı eserlere bölgesel biyografi, belli bir mesleğe mensup kişilerin yer aldığı eserlere meslekî biyografi, belli bir dönemde yaşayanların hayat hikâyelerinin verildiği eserlere de dönem biyografisi denir. Dönem biyografisine çağdaş insanların yer aldığı Who's Who? (Kim Kimdir?) adlı eseri gösterebiliriz.
Biyografiler yazım tekniğine göre de farklılıklar arz etmektedir. Bunları kısaca şöyle sınıflandırabiliriz:
a. Bilimsel biyografi
Biyografik bilgileri kronolojik bir sıra içerisinde, alt başlıklar halinde, onun dönemi içindeki konumunu, getirdiği yenilikleri, gösterdiği başarıları, eserlerini, eserlerinin değişik özelliklerini eleştirel bir tutumla, belgelere, araştırma ve incelemelere dayalı olarak veren çalışmalara bilimsel biyografi ya da biyografik monografi denir. Bu tür eserlerde kişinin doğumu, yetişmesi, öğrenimi, çalışma hayatı, türlerine göre eserleri, eserlerinin önemi, şekil ve muhteva özellikleri, başarıları, ödülleri ve başka özellikleri bölümler halinde verilir. Bilimsel biyografi türüne şu örnekler verilebilir: Mehmet Kaplan Tevfik Fikret Devir-Şahsiyet-Eser (1971); İsmail Parlatır,
b. Biyografik roman
Roman, hikâye gibi tahkiye kurgusu içerisinde, olay anlatımı üslûbuyla kişiyi bir roman kahramanı gibi olayların içindeki konumlarıyla sunan eserlere de edebî biyografi ya da biyografik roman denir. Biyografik romanlarda kişinin ruhsal ve fiziksel özellikleri, davranışları, duyguları, düşünceleri, tepkileri, tavır alışları, giyinişi gibi
pek çok değişik özellikleri ayrıntılı olarak verilip bir anlamda onun portresi çizilir. Hayatı içerisinde canlı, yaşayan bir kişilik olarak sergilenir. Buna örnek olarak M. Emin Erişirgil'in Mehmet Akif /İslâmcı Bir Şairin Romanı (1956); Tahir Alangu'nun Ömer Seyfettin (1968) adlı eserleri verilebilir. Ayrıca Oğuz Atay'ın Bir Bilim Adamının Romanı (1975) adlı romanı da bu türün en iyi örneklerindendir. Yazar bu romanında hocası Mustafa İnan'ı merkez alarak bir dönemin idealist neslinin hayatını yansıtmıştır.
c. Nekroloji
Ölen ünlü bir kişinin hemen ölümünden sonraki günlerde genellikle gazete ve dergilerde yakın çevresinde yer alan kişiler tarafından onun üstün niteliklerinin, erdemlerinin, çalışmalarının ve diğer özelliklerinin anı üslûbuyla anlatıldığı yazılara denir. Bu yazılar bir anlamda öleni çok seven birinin ağıtları, duygusal, öznel açıklamalarıdır.
Bu tür yazılara örnek olarak Yahya Kemal'in ölümü dolayısıyla kaleme alınmış şu yazıları verebiliriz: Vehbi Cem Aşkun, "İstanbul Aşığını Kaybetti" (Dün-ya, 5 Kasım 1958); Nimet Behsuz, "Büyük Şairin Arkasından" (Yeni Gün, 3 Kasım 1958); Cenap Gedikoğlu, "Bir Dev Şair Göçtü" (Yeni Gün, 5 Kasım 1958).
Oto-biyografi:
Bazı ünlü kişiler hayattayken kendi hayat hikâyelerini yazmışlardır. Bunlara da oto-biyografi (özyaşamöyküsü) denir.
Önceleri biyografiler, genellikle kralların, büyük din adamlarının ya da olağanüstü kahramanlıklar göstermiş kişilerin hayatıyla sınırlıydı. Bunların biyografilerinde genellikle onların gerçek özelliklerinin ve niteliklerinin yanında efsanevî, menkıbevî özellikleri de vurgulanırdı. Kahramanların yüceltilmiş kişilikleri o topluma bir özgüven aşılıyor, ayrıca model kişilikleri sunularak onlar gibi olunması salık veriliyor ve bazı hikmetli davranışlarıyla da ibretli dersler verilmesi amaçlanıyordu.
Örneğin Tanzimat’tan önce klâsik Türk edebiyatında yazılan menakıpnameler, tarikat büyüklerinin kerametlerle dolu olağanüstü hayatları verilir.
Türk edebiyatında ilk biyografik eser, Malik Bahşi'nin Feridüddin-i Attar'dan çevirmiş olduğu Tezkiretü'l-Evliya'dır.
Daha çok mesleklerine göre düzenlenmiş ve birden fazla kişinin biyografisinin yeraldığı tezkire, menakıb, vefeyat, devha, sefine, tuhfe, hadika, fihrist, silsilename, şairname, gazavatname, sicil gibi adlar altında birçok eser kaleme alınmıştır. Menakıpname ya da velâyetname denilen eserlerde tarikat büyüklerinin, evliyaların, pir ve şeyhlerin olağanüstü halleri, kerametleri ve diğer kişisel özellikleri anlatılır.
Yayımlanmış bazı menakıpnamelere şu örnekler gösterilebilir: Hacımsultan
Velâyetnamesi (Rudolp Tschudi); Hacı Bektaş Velâyetnamesi (Erich Gross).Vakayinamelerde de birçok devlet adamının biyografilerine ait malzemelerbulmak mümkündür.
Şuara Tezkireleri:
Şairlerin biyografilerine, eserlerine yer veren, şiirleri hakkında değerlendirmelerin bulunduğu eserlere şuara tezkiresi denir.
Türk şairlerinin biyografilerinin toplandığı ilk Türkçe şuara tezkiresi XV. Yüzyılda kaleme alınan Ali Şir Nevayî 'nin Mecâlisü'n-Nefâis adlı eseridir.

OTOBİYOĞRAFİ

Otobiyografi, bireyin kendisi yani hayatı ile ilgili yazılı olarak bilgi vermesine dayanan bir tekniktir. Otobiyografide amaç: bireyin davranışlarının gerisinde bulunan ihtiyaçları ve tutumları tespit etmektir. Kişinin şimdiki özelliklerinin genel gelişim sürecinin bir parçası olduğunu ve bu özelliklerin genel gelişim süreci içerisindeki geçmiş olaylardan kaynaklandığı sayıltısı; otobiyografi tekniğinin temelini oluşturur. Genellikle kişi yaşam öyküsünü anlatırken kendince önemli gördüğü özellikleri ve bu özelliklere karşı tutumunu, bunların oluşmasında rol oynayan geçmiş olaylara ve kişilere verdiği önemi yansıtır. Bu da bireyi inceleyen kişiye onun değerleri, beklentiler, ihtiyaçları ve problemleri yani kişilik dinamiği hakkında ipuçları verir. Bireyin başkaları tarafından nasıl göründüğünden çok, onun kendisini nasıl gördüğünün önemli olduğunu, bireyin davranışlarının onun kendisini ve çevresini algılama biçimini belirlediği görüşünü benimseyen kişiler için otobiyografi uygun bir bireyi tanıma yöntemidir. Bireylere otobiyografi yazdırılırken iki türlü yol takip edilebilir:1)Kontrolsüz ya da sınırsız otobiyografi: Bireyin kendisi hakkında her konuda istediğini serbestçe yazabilmesidir.2)Kontrollü ya da sınırlı otobiyografi: Bireyin belli bir konu etrafında sözgelimi aile özgeçmişi ve ilgileri hakkında serbestçe yazabilmesidir.Rehberlik vepsikolojik danışma hizmetlerinde otobiyografi uygulamasında yazdırılacak konular serbest bırakılabileceği gibi bazen de sınırlandırılabilir. Genel bir kural olarak rehberlik vepsikolojik danışma hizmetlerinde otobiyografi tekniği ile sık sık bilgi toplamak doğru değildir. Çünkü otobiyografi tekniği “sosyal istenirlik” denilen kişinin kendisini olduğu gibi değil de görünmek istediği şekilde göstermek istemesinden çok etkilenen bir teknik olduğundan geçerliliği ve güvenirliliği diğer tekniklere nazaran düşüktür. Arada geçen zaman zarfında öğrencinin benlik kavramında, duygu, düşünce ve tavırlarında hasıl olan gelişmeleri tespit etmek için, öğrencinin okula başladığı ilk yıl ile son yıl uygulanması gerekir. Otobiyografi tekniğinden uygulamasında şu hususlara dikkat edilmelidir:1)Otobiyografi yazdırılmadan önce, öğrencinin içtenlikle cevaplar verebileceği bir ortam oluşturulmalı, otobiyografinin amacı, kullanılacağı durumlar açıklanmalı ve toplanan bilgilerin gizli tutulacağı konusunda öğrenciye güvenci verilmelidir.2)Otobiyografi; amacına uygun bir şekilde yazdırılması ve öğrenciler arasında birliğin sağlanması açısından bir plan doğrultusunda verilmelidir. Bu planda şu konular yer alır:-Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Size göre yeterli ve yetersiz olan yönleriniz nelerdir?-Hayatınız boyunca etkisi altında kaldığınız olaylar nelerdir?-Okulda ve evde sizi devamlı tedirgin eden sorunlarınız nelerdir?-Kişiliğinizi yeterli bulmuyorsanız bundan kimleri sorumlu tutuyorsunuz?-Ailenizin size nasıl davranmasını istersiniz?-İlgilendiğiniz konular ve geleceğe ilişkin planlarınız nelerdir?-Geçmişinizle ilgili neler söyleyebilirsiniz?3)Otobiyografiden açık ve net bilgiler alabilmek için öğrencilerin eline taslak verilmeli ve butaslak üzerine yazmaları sağlanmalıdır.4)Otobiyografi, kişinin kendisini olduğu gibi değil de görünmek istediği şekilde göstermek istemesinden çok etkilenen bir teknik olduğundan, öğrencilerin birinci tekil şahıs kullanarak ve kendilerine verilen konu başlıklarına bağlı kalarak yazmaları sağlanmalıdır.

MEKTUP

Mektup, yazının bulunduğu tarihe kadar ortaya çıkmış eski edebiyat türlerinden biridir. Eldeki en eski örnekler; Mısır firavunlarının diplomatik mektupları (MÖ 15. - 14. yüz yılları) ile Hitit krallarının Hattuşa (Boğazköy) arşivinde bulunan mektuplarıdır. Batı edebiyatında mektup türünün ilk örneklerini, Yunan edebiyatında görürüz. Mektup, bir edebiyat türü olarak, özellikle Latin edebiyatında gelişip yaygınlaşmıştır. Bu alanda yazanların başında Cicero (MÖ 106 - 43) gelir. Rönesans’tan bu yana Avrupa’da çeşitli ülkelerde bu türün yaygınlaştığı görülür. Özellikle Fransa’da mektup türü büyük gelişme göstermiştir. Mektup türünün Türk edebiyatında epey uzun bir geçmişi vardır. Münşeatlarda (Nesir halindeki yazıları bir araya toplanmasından meydana gelen eserlere denir.) resmi ve özel mektuplara geniş yer verilirdi. Şinasi’ nin öncülüğünde başlayan düz anlatım akımı, mektuplarda da etkisini göstermiş; Tanzimat’tan bu yana yazılan özel mektuplarda yapmacıksız, doğal bir anlatım kullanılmıştır.
Başka bir yerde bulunan kişiye yada kuruma bir bilgi iletmek amacıyla yazılan yazılara mektup denir.
Mektubun diğer yazı türlerinden ayrı bir özelliği vardır. Herşeyden önce; bağımsızdır,ufukları alabildiğine geniştir,dar kalıplar ve kurallar içinde tanımlanamaz. Konuları oldukça bol ve sınırsızdır. Doğallığın ve içtenliğin en çekici belgesidir. Elbette ki herkese aynı içtenlikle mektup yazılmaz. Gönderdiğimiz kişi yada kurumla olan ilginin derecesine göre,mektubun hitap bölümünden,amaç,hatta sonuç bölümüne kadar değişen üslup özelliği vardır.Mektup kişiliğimizin bir aynasıdır. Saygımız,sevgimiz,karakterimiz,inancımız,görüş ve düşüncelerimiz hatta kültürümüz mektubumuza yansır.Basit bir yazı türü gibi görülmesine rağmen mektubun da kendine özgü bir düzeni,bir disiplini,bir planı vardır.Mektup Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir?· Mektup yazarken kullanacağımız kağıt ve zarf temiz olmalıdır. Bu basit ayrıntı karşımızdakine verdiğimiz değeri gösterir.· Mektuptaki hitap,göndereceğimiz kişi yada kurum göz önünde bulundurularak seçilmelidir: Sevgili Kardeşim, Canım Kardeşim, Canım· Babacığım, Aziz Dostum, Saygıdeğer Büyüğüm, Sayın Murat Bey, Sayın Genel Müdür…· Mektupta daha sonra giriş ve amaç bölümüne geçilir. Bu bölümde mektubun niçin yazıldığı belirtilir.· Sonuç bölümünde daha çok klişe sözlere yer verilerek, hoşa gidici bir dilekle mektup bitirilir ; sevgi ve saygılar sunar,esenlikler dilerim. gibi.· Öfkeli anlarda kesinlikle mektup yazılmamalıdır.· Mektupta kullanılan ağır ve kırıcı sözler, ileride pişmanlığa yol açabilir. Ancak, yazının kalıcı etkisi nedeniyle, yarattığı kırgınlık tümüyle unutulamaz.
· Mektup Türleri
Mektuplar, konularına ve yazanla yazılan arasındaki ilgiye göre üçe ayrılır :1. Özel mektuplar2. Resmi mektuplar3. İş mektupları
Özel Mektuplar
Birbirine yakın, tanışık insanlar ve eş dost arasında yazılan mektuplardır.
Tebrikler
Bayramlarda, yılbaşlarında veya mutlu bir olay dolayısıyla karşı tarafa iyilik ve mutluluk dileklerinde bulunmak amacıyla yazılan kısa,öz ve içten mektuplardır. Bunlarda kağıt yerine daha çok basılı kartlar kullanılmaktadır.
Telgraf
Mektubun gecikebileceği ivedi durumlarda bildirilmesi gereken istek, olay ve haberleri, kısa ve öz olarak anlatan bir mektup türüdür. Telgrafta az ve öz ifade önemlidir.§ Alacak olanın adı,soyadı ve açık adresi yazılır.§ Telgraf çekmemize sebep olan konu,kısa ve öz olarak ifade belirtilir.§ Sağ alt köşeye gönderenin adı ve soyadı yazılır.§ Telgraf metninin altına bir çizgi çekilir. Bu çizginin altına gönderenin adresi yazılır. Bu bilgi,alıcının bulunmaması durumunda telgrafın iadesi için gereklidir. Ücrete tabi değildir.Telgraf,bugün kullanım alanı yok denecek kadar az kalmış bir yazışma türüdür.
Resmi Mektuplar
Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devler daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz,beyaz kağıtlar kullanılır. Anlatım ciddi ve ağırbaşlı olmalıdır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır. Üst makam yetkilisi alt makamdakine yazdığı yazıyı “rica ederim”, alt makamdaki üst makamdakine “bilgilerinize saygıyla sunarım” veya “arz ederim” şeklinde bitirmelidir.Resmi Yazışmalarda Dikkat Edilecek Noktalar :· Kağıdın üst yanından iki santim aşağıda ve ortada olmak üzere yazının çıktığı dairenin adresi bulunur.· Sağ üst köşeye tarih konur.· Yazıya başlamadan,hangi tarih ve sayılı yazıya cevap olarak yazıldığı belirtilir.· Yazının ilk paragrafında sorun veya konu ortaya konur.· Gelişme paragraflarında,bizim konu hakkındaki görüşümüz belirtilir,bizden istenilen bilgiler verilir.· Sonuç bölümünde,yazının gönderildiği makamın durumuna göre ( alt makam,üst makam ) yazı,rica yada sunu biçimlerinden biriyle bitirilir.· Resmi yazıyı tamamlayan evraklar,metnin sol alt kısmına,sıra numarası verilerek belirtilir.· Kağıdın sol en alt köşesine yazıyı daktilo edenle,konuyla ilgili bölüm şefinin ad ve soyadlarının ilk harfleri yazılır.
İş Mektupları
Ticaret ve endüstri kurumlarının birbirlerine ve kişilere, kişilerin bu kurumlara gönderdikleri mektuplara iş mektubu denir. İşyerleri bu mektuplarda, firma ismini taşıyan başlıklı ( antetli ) beyaz kağıtlar kullanırlar. Yazıda daktilo ( veya bilgisayar ) kullanmak yerleşmiş bir kuraldır. İş mektuplarında da konu kısa,öz olarak açık ve yalın bir anlatımla ele alınmalıdır. Resmi mektupların özellik ve yazılışlarını kavramış olmak bu tür mektup yazmada da büyük kolaylık sağlar.İş Mektuplarının Yazılışında Uyulacak Kurallar :· Ciddi bir anlatım kullanılmalı, kısa ve özlü bir anlatım yolu seçilmelidir.· Her iş için ayrı bir mektup yazılmalıdır.· Daktilo veya mavi mürekkepli dolma kalem kullanılmalıdır.· Ele alınan konu hakkında amaca uygun açıklamalar yapılmalı, gerekli yerlerde teknik terimler kullanılmalıdır.· İstekler yapmacıklığa kaçmadan ciddi bir hava içinde belirtilmeli, saygı bildiren kelimeler ölçülü şekilde kullanılmalıdır.· Eğer yazılan iş mektubu, bir başka mektuba cevap niteliği taşıyorsa,bu, metnin başında “ilgi” bölümünde belirtilmelidir. Bunun için o mektubun tarihi ve numarasının yazılması yeterlidir.

GEZİ YAZISI

Gezi yazısı, yurt içine veya yurt dışına yapılan gezilerde gezilip görülen yerlerin anlatmaya değer ilginç yönlerinin kaleme alındığı edebî yazıdır. Ancak gezi yazısı yapan kişinin ele aldığı yer hakkında bir takım bilgilere sahip olması gerekir.Gezi yazılarında gezginin dikkatini çeken ve farklı bir özellik gösteren insanlar, tarihî ve tabiî güzellikler, farklı kültürler gibi konular güncel olaylarla da bütünleştirilerek edebî bir üslûpla anlatılır.Günümüzün (ulaşım, haberleşme, radyo, televizyon, bilgisayar, internet gibi) teknik imkânları gezi yazılarının önemini ve ilginçliğini kısmen de olsa azaltmakla birlikte tarihî değeri olan seyahatnameler hâlâ önemini koru­maktadır.Gezi yazısının maddeleri:Gezi yazısı görülen yerlerin güzellikleri hakkında duygu ve düşünce içerebilir. Gezi yazıları, bir yazarın gezdiği, gördüğü yerlerden edindiği izlenim ve bilgileri ele alan yazı türüdür. Bu yazı türünde gezilip görülerek yaşanan yerlerin doğal, ekonomik, tarihsel ve turistik özellikleri; yaşam biçimleri, inanç, gelenek ve görenekleri anlatılır. Gezi yazıları anlatılan yerleri görme özlemini bir ölçüde karşıladığından çok sevilen edebiyat türlerinden biridir. Bir yazarın gezip gördüğü yerlerden edindiği izlenim ve bilgileri aktardığı yazılardır. Gezi yazılarında gezilen yerlerin sadece doğal güzellikleri değil, tarihi gelenekleri ve zevkleriyle ilgili bilgiler de verilir. Bu nedenle gezi yazıları toplumbilim ve birçok bilim dalı için kaynak niteliği taşır. Anlatılanlar hayal ürünü değil gerçektir. Gezi yazıları kuvvetli bir gözlem gücüne dayanır.Venedikli tacir makro Polo ve Arap gezgin İbn-i Batuta gezi yazısının dünya edebiyatındaki önemli temsilcileridir. Türk edebiyatında ise Babür Şah’ın Babürname’si, Seydi Ali Reis’in Mir’atü’l-Memalik’i, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si ve 28 Mehmet Çelebi’nin Sefaretname’si bu türün ilk önemli eserleri sayılırlar. Tanzimat’tan sonra Ahmet Mithat ( Avrupa’da Bir Cevelan ), Cenap Şehabettin ( Hac Yolunda ), Ahmet Haşim ( Frankfurt Seyahatnamesi ), Falih Rıfkı Atay ( Taymis Kıyıları , Bizim Akdeniz, Denizaşırı ) ve R. Nuri Güntekin ( Anadolu Notları ) gezi türünde eser veren önemli sanatçılardır.yasananların gercek oldugundan tarıhe yazılı bır ornek olarak gösterilebilir

TİYATRO

Tiyatro sözü, şu anlamlarda kullanılır : 1 - Tiyatro eseri, 2 - Tiyatro eserini oynama sanatı, 3 - Tiyatro eserinin oynandığı yer.TİYATRO ESERİ, olayları, oluş halinde göstermek için yazılan eserlerdir. Bu eserlerde, olaylar yazarın ağzından değil de, doğrudan doğruya eserlerin kişileri tarafından söylenir, hareketleri, gerçekte olduğu gibi doğrudan doğruya yapılır.Tiyatro eserinde, olay ve kişiler olmak üzere iki unsur bulunur. Olay, bir didişmeden, yani iki karşıt kuvvetin çarpışmasından doğar. Çarpışan kuvvetler, insanla insan, insanla tabiat kuvvetleri olabilir. Kişiler de, aralarında didişen varlıklardır.Tiyatro eserlerinde, serim, düğüm, çözüm olmak üzere üç safha vardır. Serim, eserin baş tarafıdır. Burada kişilerin karakterleri olayla ilgileri tanıtılır, eserin konusu hakkında bir fikir verilir. Düğüm eserin ortasıdır. Bu safhada karakterler, kişiler, olayın kendisi merak verici bir hal alır. Çözüm, eserin sonudur. Bu safhada olay, bir sonuca bağlanır.Tiyatro eserlerinin başlıca üç çeşidi vardır:1 - Acıklı tiyatro eserleri, 2 -Güldürücü tiyatro eserleri, 3 - Musikili tiyatro eserleri.Acıklı tiyatro eserleri, insanların acıma duygularına hitap eden eserlerdir. Tragedya dram, melodram, bu cins eserlerdir.Güldürücü tiyatro eserleri, güldürme amacı güdülerek yazıları eserlerdir. Genel olarak Komedya adı ile bilinirler.Musikili tiyatro eserleri, musiki ile söylenerek oynanan tiyatro eserleridir. Opera, opera komik, operet bu cins eserlerdir.Tragedya : Seyircilerin korku ve acıma duygularına hitap eden, belli kurallara göre yapılan eserlerdir.Yunanistanda, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden doğmuştur.Özellikleri:1 - Tragedyalarda seyircinin korku ve acıma duygularını harekete getirmek gayesi güdülür. Eser, baştan sona kadar acıklı ve ciddi bir hava içinde geçer.2 - Konular mitologyadan ve tarihten alınır.3 - Kişiler, tabiatüstü varlıklar (tanrılar .tanrıçalar, yarı tanrılar) ve yüksek tabakadan kimseler (krallar, asiler) dir.4 - Eserin Üç Birlik kuralına uygun olması lazımdır:a. Zaman Birliği : Olayın en çok 2 saat içinde geçebilir hissini uyandırmasıdır. Bunu sağlamak için, eserin konusu olayın sonucuna en yakın yerinden alınır, daha önceki olaylar, bir münasebet düşürülerek anlatılırdı.b. Yer Birliği : Olayın baştan sona kadar aynı yerde geçmesidir. Tragedyada olay nerde başladıysa orada yürür ve sona erer.c. Olay Birliği : Eserin bir tek ana olay etrafında gelişmesidir.5 - Çirkin sayılan olaylar (vurmak, yaralamak, öldürmek) seyircinin gözü önünde geçirilmez. Bunlar dışarıda yapılır, sahnede haberciler, sırdaşlar vasıtasıyla sadece hikayesi anlatılır.6 - Manzum olarak yazılır.7 - Mutlaka 5 perde olması lazımdır.8 - İyi bir üslûpla yazılır. Kaba sayılabilecek sözler kullanılmaz.9 - Tirad ve monologlara çok yer verilir.İlk örnekleri Yunan edebiyatında görülen tragedya, daha sonra, XVII. yüzyılda, eski Yunan ve Latin edebiyatlarının örnek tutulduğu Klasisizm akımı devrinde, özellikle Fransada yeniden canlanarak XIX. yüz yıla kadar sürmüştür.En büyük tragedya şairleri, Yunan edebiyatında Aiskhylos, Sophokles, Euripides, Fransız edebiyatında Corneille ve Racinedir.Komedya : İnsanların ve olayların gülünç taraflarını ortaya koyan bir tiyatro çeşididir. Komedya da, tragedya gibi, Yunanistanda, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden doğmuştur.Özellikler:1 - Komedyada, gülünçlükleri ortaya koymak amacı güdülür.2 - Konular çağdaş toplumdan ve günlük hayattan alınır.3 - Kişiler, çoklukla halk tabakasından kimselerdir.4 - Üç Birlik kuralına uygun olması lazımdır.5 - Çirkin sayılan olaylar dahi seyircinin gözü önünde geçirilir.6 - Üslûpta her türlü kaba sözlere ve şakalara yer verilebilir .7 - Manzum olarak yazılır.8 - 5 perde olması lazımdır. Klasizm akımından sonra, komedya nesirle de yazılmaya başlanmış, perde sayısı da yazarın isteğine bağlı kalmıştır.Çeşitleri:1. Karakter komedyası : İnsan karakterinin gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyadır.2. Töre komedyası : Toplumun gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyadır.3. Entrika komedyası : Olaylar merak uyandıracak ve şaşırtacak şekilde tertiplenerek, güldürmekten başka bir amaç güdülmeden yazılan komedyadır. Bugün, bu yoldaki komedyalara vodvil adı verilmektedir.İlk örnekleri Yunan ve Latin edebiyatlarında görülen komedya, Rönesanstan bu yana Batılı milletlerin edebiyatlarında çok gelişmiştir.En büyük komedya yazarları; Yunan edebiyatında Aristophanes, Fransız edebiyatında Molieredir.Dram : Geniş anlamıyla, tiyatro eseri demek olan bu söz, XIX. yüzyılın ilk yarısında, Romantik edebiyat devrinde, tragedyanın belli kurallarını kurmak suretiyle meydana getirilen tiyatro çeşidi anlamında kullanılmıştır.Özellikleri :1 - Dramda, hem acıklı, hem de güldürücü olaylar, hayatta olduğu gibi, bir arada bulunabilir.2 - Konular, tarihin herhangi bir devrinden, günlük hayattan alınabilir.3 - Kişiler her sınıf halk arasından seçilebilir.4 - Üç Birlik kuralına uyma zoru yoktur.5 - Çirkin sayılan olaylar, sahnede oluş halinde gösterilebilir.6 - Hem nazımla, hem de nesirle yazılabilir.7 - Perde sayısı yazanın isteğine bağlıdır.8 - Hayatta rastlanan, ince ye kaba her türlü konuşma tarzına yer verilir.Tiyatronun doğuşu ve gelişmesi:Tiyatro, her ülkede din törenlerinden doğmuştur. Milletlerin dinlerine ve bu toplum şartlarına göre her memlekette ayrı ayrı özellikler taşıyan tiyatro sanatı, ilk defa Yunanistanda büyük bir gelişme göstermiş ve bugünkü Batı tiyatrosu, Yunan tiyatrosu, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden çıkmıştır.Yunanlılarda tiyatro yapıları bir tepenin yamacında kurulurdu. Bunlar, üstleri açık yapılırdı. Ortada orkestra adı verilen geniş ve daire şeklinde bir meydan bulunurdu: Koro burada dururdu. Dekor çok basitti. Aktörler yüzlerine maske takarlar, üstlerine de, kim olduklarını anlatmaya yarayacak elbiseler giyerlerdi. Tragedya oyuncuları, büyük görünmek için ayaklarına koforne denen yüksek nalınlar giyerlerdi.Tiyatro, Yunanlılardan Latinlere geçmiş; Ortaçağda, Avrupada mister adı verilen kaba komedyalarla devam etmiş; fakat Rönesanstan bu yana, eski Yunan tiyatrosunun tesiriyle, modern tiyatro büyük bir gelişme göstermiştir.Türk Tiyatrosu :İslamlıktan önceki devirlerde, Türkler arasında din törenleri sırasında, birtakım dini temsiler verildiği tahmin edilmekle beraber, dindışı oyunların varlığı hakkında kesin bir bilgi yoktur.Osmanlılar devrinde, Türk toplumunun tiyatro ihtiyacını karşılayan oyunlar Karagöz ile Ortaoyunudur.Türkiyede, Avrupa tiyatroları tarzındaki tiyatro hareketi Tanzimattan sonra başlamıştır. İlk piyes, Tanzimat edebiyatının kurucusu, sayılan Şinasinin yazdığı Şair Evlenmesi adlı bir perdelik bir komedyadır. Türk edebiyatının başlıca tiyatro yazarları, Ahmet Paşa, Ali Bey, Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Reşat Nuri Güntekin, Faruk Nafiz Çamlıbel, Cevat Fehmi Başkurt, A.Kutsi Tecer, Haldun Taner, Aziz Nesindir.

TRAJEDİ

Bu sözcük Yunanca tragoidia’dan gelir; tragos (keçi) ve oidie (türkü) sözcüklerinin birleşmesiyle "keçilerin türküsü" anlamına kullanılır. Dionysos şenliklerinde koro, tanrının ona bağlı kölelerini simgeliyordu. Tanrının çevresinde hep doğanın yabancı güçlerini temsil eden teke ayaklı satyrler bulunduğu için ilk başlarda, koro da satyrlerin biçimine giriyordu; ilk dönemlerde, korodaki oyuncular teke derileri (tragoi) giyerek oyun alanına çıkıyorlardı. Tragedya türü de tragos'ların şarkılarından doğdu.Tragedyanın konu kaynağı efsanelerdi. Zaten efsaneler Yunan şiirinin de kaynağı olmuştu. Kendisinden sonra gelen yazarların bitmez tükenmez hazinesi olan Homeros efsaneleri güzel bir üslûp içinde tekrarlanmıştı. Ancak dram sanatı, bu efsanelerden yepyeni bir biçimde esinlendi. Efsaneler geleneksel bir süsleme sanatı gibi, tekrarlanmanın batağına tam düşecekken, dram sanatı bu efsanelere yeni bir soluk getirdi ve geniş bir ufuk açtı. Çünkü efsanelerde idealize edilerek ya da süslenerek anlatılan olaylar ve bu olayların içindeki kahramanla dram sanatı yoluyla Atina halkının özelliği ve tavrı oluverdi; efsaneler yoluyla önemli gerçekler üzerinde duruldu. Yunan tragedyasının özellik gösteren düşünce düzeyinden biri “gururlanma günahı” ve bu günahın kaçınılmaz cezasıydı. Grekler bu cezayı tanrıça Nemesis'e bağlarlardı. Nemesis, başarıları ve sürekli zenginlikleri yüzünden tanrıları unutan insanların kırbacı, onları cezalandıran bir yüce güçtü. Yunan seyircisi için hiçbir şey gurur kadar kahramanın kötü bir duruma düşmesindeki acıya, gölge düşüremezdi.Yunan tragedya yazarları, oyunlarında tekrar tekrar bu günah-ceza kavramları üzerinde dururlardı. Hele Aiskhilos bu dinsel kavramlara her zaman dikkat etmişti. Ancak antik tragedyadaki günah kav-ramı bugünkünden değişikti: bazen günah hafif olur, unutulurdu; bazen günahı işleyen farkına bile varmazdı; bazen da günahı işleyen cezaya çarptırılan değil, onun babası ya da atası olurdu. Tragedya kahramanları günahlarından dolayı vicdan azabı çekmezlerdi.

KOMEDİ

komedi: kişilerin,olay ve adetlerin gülünç,eglendirici,yönlerini göstermek amaciyla ders vermeyi ve hoşça vakit geçirtmeyi hedef edinen Tiyatro çeşididir.dalkavukluk (çıkar sağlamak için birine aşırı saygı gösteren kimse), korkaklık, cimrilik, dalgınlık, ukalalık gibi insanlar için birer kusur olan huy ve alışkanlıklar dev aynasında büyütülerek ve abartılarak seyirciyi güldürecek tarzda sahneye konulur. bu kusurlar derece derece pek çok insanda bulunduğundan bir bakıma seyirciyi kendi kendine güldürmüş olur. böylece seyirciye ince bir ders vermek istenir.komedilerde de konu, çevre, zaman birliği (üç birlik kuralı)benimsenmiştir. konuları günlükhayattan alınan komedilerde kahramanlar rasgele kişilerdir. çevre belli bir yerdir. trajedilerin aksine kaba şakalar,kelime oyunları, kötüleyici imalar önemli yer tutmuştur. molier’in komedileri üslup bakımından daha topludur.komedi çeşitleri: her zaman ve her yerde rastlanan insan kusurlarını belli tiplerde göstererek gülünç eden komedilere “karakter komedi”, belli bir toplumu ve ya bütün insanlığı alarak bozuk ve aksak yanlarını hicveden komedilere “töre komedisi”, edebi hicvin sahneye uygulanmış şekline “yergi komedisi”, bir derinliği olmayan, sırf güldürmek için yazılan komedilere de “entrika komedisi” denir.

DRAM

DRAM kısaltması ile sürekli karşılaşırız.Aslında Dynamic-Random Access Memory kelimelerinin baş harflerinden oluşmuştur."Dinamik rasgele erişim hafızası"olarak adlandırılmasının nedeni bu tip hafıza birimlerinde verinin sürekli olarak tazelenme ihtiyacı olmasından dolayıdır.

Bunun sebebini anlamak için DRAM'lerin yapısına biraz daha yakından bakmak gerekiyor.Bugün kullandığımız DRAM teknolojisinde en küçük birim bir kapasitör ve transistör ikilisinden oluşur.Bu hücreler satır ve sütunlar şeklinde iki boyutlu matris şeklinde dizilmiştir.Eğer hücredeki kapasitör yüklü ise bu hücre "1" eğer kapasitör yüksüz ise "0" anlamına gelir.Ancak yüklenmiş kapasitörler kaçaklar yüzünden yüklerini kısa sürede kaybetmeye başlar.Bu yüzden sürekli olarak yüklü kapasitörlerin yüklerinin tazelenmesi gerekir.Bu işlem saniyede binlerce kere otomatik olarak yapılır.İşte bu tazeleme işlemi dolayısı ile bu hafıza çeşitlerine dinamik rasgele erişebilen hafıza denir.

Boyacı uyacağı sağlık kuralları

Önce güvenlik önlemi alınınalıdır : Yangın tehlikesine karşı su ile incelen Plastik boyalar emniyetlidir. Sentetik veya yağlı boyalar, vernik, astar ve tinerler yanıcıdır, açık alev, aşırı ısı üreten yerlerden uzak tutulmalı, iyi havalandırıan yerlerde bu boyalar sıkı kapalı bulundurulmalıdır. Yangın halinde : Yayılmış, dökülmüş boya ve tineri su ile söndürmeyiniz; hafif olduğu için su ile yangın alanı daha genişler. Yangın söndürücü veya kalın battaniye kumaş vs. örtüp üzerini ıslatıp kontrol altına alabilirsiniz.Sağlığa zararlılığı : Su ile incelen plastik boyalar zararsızdır. Sentetik boyalar ve tinerler kullanılırken tiner buharlaştığı için ortamdaki oksijen azalacağından solunum yetersiz olur, bunun için iyi havalandırma yapılmalıdır.Ele, yüze ve göze sıçramalar halinde: gözler için bol su ve sabunlu su ile yıkanıp durulanmalı, kesinlikle tiner kullanılmamalıdır. EI, yüz deri üzeri tinerle ıslatılmış bezle silinip aynı şekilde yıkanmalıdır.Pinotex gibi zehirli mamüllerde: İçilirse zararlıdır. Kullanırken korunmak için ince olan malzeme sıçrayacağından eldiven ve gözlük kullanılması gereklidir. Sıçramalarla deri ve gözler tahriş olabilir. Hemen bol ve sabunlu su ile yıkanması zarar vermesini önler.Boyaya başlamadan önce ellerinizi vazelinle veya kremle nemlendiriniz, cildiniz korunur, temizlemek kolay olur.Genel Tedbir: Boya malzemelerini kapalı tutunuz, çocukların ulaşamayacağı yerlerde muhafaza ediniz.

Boya yaparken nelere dikkat edilmeli

Öncelikle uygulaması yapılacak olan boyaya ilişkin gerekli alet ve cihazların eksiksiz mevcut olması gereklidir. Boya uygulamasında en önemli kural daima aynı sistemde aynı markaya ait ürünler kullanılmalıdır. Seçimine karar verilen malzemenin uygulama talimatlarına mutlaka uyulmalıdır. Hiç bir boya kirli ve nemli yüzeylere uygulanmamalıdır. uygulama yapılacak boya cinsine göre yüzey hazırlanmalıdır. Varsa alt yapıdaki hatalar giderilmelidir. İlk defa boyanacak yeni çimento sıvalı veya brüt beton yüzeyler için en erken uygulama 3-4 hafta sonra yapılmalıdır. Bütün boyalar uygulamadan önce ambalajında iyice uygun bir karıştırıcı ile karıştırılmalıdır. Ahşap koruyucu, selülozik dolgu verniği ile ve epoksi grubu ürünleri ambalajında karıştırıldıktan sonra başka bir kaba alınarak tekrar karıştırılmalıdır. Boyalar çok sıcak ve çok soğuk ortamlarda uygulanmalıdır. Boyama işlemi ince katlar halinde yapılmalıdır. Boyaya toz veya sıvı katkı yapılmamalıdır ve ambalaj üzerinde belirtilen inceltme oranından daha fazla inceltilmemelidir. İyi yapışma sağlamak için parlak yüzey mutlaka matlaştırılmalıdır. Artan boyayı tekrar kullanabilmek için boyaya yüzeyini örtecek kadar kendi inceltisinden ilave edilmeli ve karıştırılmadan ağzı kapatılarak serin bir yerde saklanmalıdır. İşlemlerden geçirilerek boyanmaya hazır hale getirilen yüzeylerin kirlenmemesi için iki kat astar uygulanır. Bu ilk kat malzeme ile yüze boya sistemi arasında aderans köprüsü oluşturur. Ahşap ve metallerde özle astarlar kullanılır. Anti-korozif nitelikteki metal astarlarının yanında mineral bağlayıcı türlerinde kullanılması alkali dirençlerinin yüksek olmasını sağlar. İki kat (primer) sonrasında,yüzeyin düzgün olmadığı durumlarda,astarın üzerine yoklama şeklinde ve çelik spatül ile macun uygulanır. Büyük çatlak,yarık ve çukurlar bir defada doldurulmayıp, uygulama ince katlar halinde yapılır.Macunun tamamen kurumasından sonra zımparalanarak, ikinci kat astar çekilir. Son kat boyalar dış koşullara dayanımı sağlamak ve görsel etkiyi kazandırma özelliğine sahiptir. Son kat boya olarak genelde TS 39'a uygun boyalar özel performans gerektiren hallerde ekopsi, poliüretan, klor kauçuk gibi bağlayıcılar kullanılır. Boya uygulamalarında dikkat edilmesi gereken ilkeler şöyle sıralanmaktadır.
a- Bir boyama işleminde, daima ayrı sisteme, markaya ait ürünler kullanılmalıdır. Uygulamadan önce iyice karıştırılmalı uygun koşullarda saklanmalıdır. Malzeme seçildikten sonra ona en uyumlu uygulama sistemi seçilmeli ve tatbik edilmelidir.
b- Boyalar hiç bir şekilde kirli ve nemli yüzeylere uygulanmamalı, yüzey öngörülen tavsiye edilen biçime göre temizlenmelidir. Ön kontrol yapılmadan boya işlemine başlanmamalıdır. Uygulamada boya ve verniklerin fırça ile tatbikinde iz kalmamasına özen gösterilmelidir. Uygulama genel kural gereğince -5c sıcaklığın altında ve yüzde 80 nisbi nem oranının üzerinde yapılmamalıdır. Yüzey yağ, küf, toz, is gibi kirlerden arındırılmalı, boyanacak yeni sıva ve beton yüzeylerin prizini tamamlanmış olmasına özen gösterilmelidr.
c- Ahşap elemanların, özellikle dış doğramalarının tüm yüzeylerine montajdan önce ilk kat astar uygulanmalıdır. Diğer malzemelerde macun uygulama sırasına benzer olarak iki kat astardan sonra olmalıdır. Üst üste boya yapılabilmesi için alt tabakanın dokunma kuruluğuna gelmesi beklenmelidir.

Boya Çeşitleri

Boya çeşitleri

* Antipas, Astar, Epoksi, Sentetik, Selülozik, Su Bazlı Boya Çeşitleri
* Zemin Kaplama - Koruma Boyaları
* Silikonlu Boya Çeşitleri, Hammerton Boya Çeşitleri, Rapit Boya , Tiner Çeşitleri,
* Mastikler, Macunlar, Yüzey Astarları
* Endüstriyel Boya Çeşitleri ve Boya Ekipmanları
* Boya Ruloları ve Fırça Çeşitleri

Boya yaparken dikkat edilmesi gereken husular

Öncelikle uygulaması yapılacak boyaya ilişkin gerekli alet ve cihazların eksiksiz mevcut olması gereklidir.
Boya uygulamasında en önemli kural daima aynı sistemde aynı markaya ait ürünler kullanılmasıdır.
Seçimine karar verilen malzemenin uygulama talimatlarına mutlaka uyulmalıdır.
Hiçbir boya kirli ve nemli yüzeylere uygulanmamalıdır. Yüzey, uygulama yapılacak boyanın cinsine göre hazırlanmalı, mimari detay hataları giderilmelidir.
İlk defa boyanacak yeni çimento sıvalı veya brüt beton yüzeyler için en erken uygulamanın 3-4 hafta sonra yapılmasına dikkat edilmelidir.
Bütün boyalar uygulamaya geçmeden önce, ambalajında uygun bir karıştırıcı ile iyice karıştırılmalıdır.
Ahşap koruyucu, selülozik dolgu verniği ile epoksi grubu ürünleri ise ambalajında karıştırıldıktan sonra başka bir kaba alınarak tekrar karıştırılmalıdır.
Boyalar çok sıcak ve çok soğuk ortamlarda uygulanılmamalıdır.
Boyama işlemi ince katlar halinde yapılmalıdır.
Boyaya toz veya sıvı katkı yapılmamalıdır ve ambalaj üzerinde belirtilen inceltme oranından daha fazla inceltilmemelidir.
İyi yapışma sağlamak için parlak yüzey mutlaka matlaştırılmalıdır.
Artan boyayı tekrar kullanabilmek için boyaya yüzeyini örtecek kadar kendi incelticisinden eklemeli ve karıştırılmadan ağzı kapatılarak serin bir yerde saklanmalıdır.

Boya Badana yapmanın püf noktaları

Boya yaparken öncelikle bilmeniz gerekenler şöyle belirtiliyor.Mekanda ne gibi aktiviteler yapılacak? Ne kadar ışık alıyor? Dikkat çekici ve canlı bir yer mi istiyorsunuz, yoksa sakin ve durgun mu? Yüksek bir tavan mı var yoksa alçak mı? Bu mekanı büyütmek mi istersiniz, yoksa küçültmek mi?Canlı renkler odayı daraltırBir odayı canlı, parlak ve dikkat çekici renklerle dekore etmek isterseniz, canlı renklerin odanın hacmini daraltıcı bir etki yapacağını unutmayın. Kırmızı, pembe, turuncu ve sarı istediğiniz vurguyu verir. Bu renklerden hareketli ortamlarda en iyi sonuçlar alınır. Mutfağınızı veya bir kısmını bu şekilde dekore edebilirsiniz. Canlı ve parlak renklerin iyi duracağı diğer mekanlar, çocuk odası veya yemek odasıdır. Daha sakin ve yumuşak bir atmosfer arıyorsanız, yeşil, mor ve mavi bu tip bir etki yaratacaktır. Bu renkleri yatak odanızda veya çalışma odanızda da kullanabilirsiniz. Böylece, mekana geniş ve açıklık hissi veren bir etki de kazandırılmış olur. Boya yaparken dikkat edilmesi gerekenler* Uygulamada en önemli kural hep aynı markaya ait ürünler kullanmaktır.* Seçimine karar verilen malzemenin uygulama talimatlarına uyun.* Hiçbir boyayı, kirli ve nemli yüzeylere uygulanmayın. Uygulamadan önce mimari hataları giderin.* Badana yapmaya başlamadan önce, boyaları iyice karıştırın.* Badana işlemini çok sıcak ve çok soğuk ortamlarda yapmayın.* Boyama işlemini ince katlar halinde yapın.* Boyaya toz veya sıvı katkı yapmayın. Ambalaj üzerinde belirtilen inceltme oranından daha fazla da inceltmeyin.* İyi yapışma sağlamak için parlak yüzeyleri mutlaka matlaştırın.* Artan boyayı tekrar kullanabilmek için boyaya yüzeyini örtecek kadar kendi incelticisinden ekleyin ve karıştırmadan ağzını kapatarak serin bir yerde saklayın.

Boya bileşenleri

BAĞLAYICILAR
Boyanın yapısını ve dayanıklılığını belirleyen ve kullanım yerlerine göre
farklı tipleri olan (Sentetik, Su bazlı, Poliüretan, Epoxy vb.) ana boya
malzemesidir.
2) PİGMENTLER (boya renklendiricileri)
Boyaya renk veren, boya film oluşumuna katkıda bulunan ve boyaya
örtücülük kazandıran girdilerden biridir.
Toz halinde Renk pastası halinde
3) DOLGULAR
Yardımcı malzemeler olup; film yapma, ötücülüğe ve dayanıklılığa
katkıda bulunan girdilerdir.( Kalsit, Talk, Barit, Kaolin gibi)
4) KATKI MADDELERİ
Boyada yaklaşık %3 mertebesinde kullanılan Çok önemli maddelerdir.
(Yayılma sağlayıcılar, kurutucular, parlaklık kazandıran ajanlar,
matlaştırma ajanları Antibakteriyeller, kabuk önleyiciler vb.)
5) İNCELTİCİLER
Boyanın ambalajı içinde depolanmasına ve boyanın yüzeye rahat
uygulanmasına olanak veren maddelerdir.
Boya uygulanıp kuruduktan sonra ortamı terk ederler.
Boyanın bağlayıcı yapısına uygun olan incelticiler kullanılmalıdır. (su, tiner v.b.)
Boyanın kalitesi üzerine etkisi vardır.

Boya üretimi

BOYA ÜRETİMİ; Üç bölümde gerçekleştirilmektedir.
1) PASTA BÖLÜMÜ: Formülde bulunan hammadeler, Bağlayıcılar , pigmentler
kazanlara alınır ve karıştırma ile kaba ezme işlemi yapılır
2) EZME VE RENK AYAR BÖLÜMÜ: Karışım burada, istenilen ezilme derecesine
gelinceye kadar muhtelif ezici, karıştırıcılardan geçirilir.Rengine göre kazanlara
alınır. Katkı maddelerinin ilavesinden sonra son renk ayarları yapılır ve Kalite
kontrol laboratuvarı tarafından uygunluk testine tabii tutulur.
üç silindirli pigment Bilyeli veya cam kürecikli
(renk pastası)yapma değirmen pigment (renk
makinası pastası) yapma makinası



3) BOŞALTMA VE AMBALAJLAMA BÖLÜMÜ: Laboratuvarın verdiği uygunluk
vizesinden sonra, tam otomatik boya boşaltma makinaları yardımıyla çeşitli
ambalajlara boşaltılır. Oradanda taşıyıcı bantlar vasıtası ile paketleme
bölümüne gelir ve paketlenerek ambara gönderilir.